SERCAN APAYDIN 'DERİN BOŞLUK'

 

SANAT ONLINE / Sercan Apaydın

 

Resimlerinin İçinde Yaşayan Ressam

İnşaat mühendisliğinin toplum mühendisliğiyle iç içe geçtiği ülkemizde, çevreye verilen rahatsızlık geçicilikten kalıcılığa dönüştü. Sermaye birikiminin ve
yoksulları mülksüzleştirmenin en temel araçlarından biri olarak gündemimize sokulan kentsel dönüşümün silahı inşaatların (uzun vadede bile) son bulacağına dair bir umut yok. Toplum geçtiğimiz yüzyılın 30’lu yıllarında da benzer araçlarla dönüştürülmeye çalışılmıştı. Kentler, binalar ve nihayetinde millet o yıllarda Avrupa’da hüküm süren faşizmin rüzgârıyla tek adamın uygun bulduğu biçimde inşa edilecekti. Bu kez aynı silah, onu topluma daha tepeden (helikopterle) bakarak intikam hırsıyla doğrultan tek bir despotun elinde. Sonuçlarının daha yıkıcı olması kaçınılmaz.

Kentsel kurgunun içinde yerleştirilen bina ve alanların varlıksal nedeni kapladıkları hacimden çok daha fazlasını içerir. Her yapının bir söylemi olduğu gerçeğinden hareketle, binaların da ‘kapsama alanı’ndan söz etmek daha verimli olacaktır. Yerleştiği yüzeyin kent içindeki konumu, inşaatında kullanılan malzeme, boyutu, işlevselliği, beden dili gibi unsurlar işgal ettiği uzamın ötesinde, egemen ideolojinin yeniden üretilmesine hizmet eden bir algı yaratmalıdır. Görünürlüğü ya da varlığının farkındalığıyla binayla doğrudan ilişki içinde olmayan insanların düşünce sistemlerine de hükmetmesi beklenir. Çevresinde ikamet eden, çalışan ya da yolu yakınından geçen herkese kendilerini bekleyen kadere razı olmalarını hatırlatmanın başka bir yoludur bu.

Sercan Apaydın bu tahakkümün en yoğun biçimde hissedildiği İstanbul Sanayi Mahallesi’nde yaşıyor, aynı mahalledeki işyerine her gün bu yıkımın tozlarını soluyarak yürüyor. Kiracısı olduğu evin bir çukur tarafından yutulacağı güne doğru... Hafızasındaki yön duygusunu ayakta tutan binaların art arda yok olmalarının yarattığı boşlukla sürekli bir güvensizlik içinde. Bu boşluk

bir vacuum değil, doldurulmak için boşaltılmış alandan söz ediyoruz. Varlığının anlamını bilenler için kesintisiz vertigo hali. Sanat, içine savrulduğu saldırgan yıkıma karşı kişinin zihin sağlığını, yön duygusunu ayakta tutabilmenin bir yolu olabilir mi? Boya, ne de olsa bir sabitleme aracı. Ne var ki sanat icrası pansumandan öte değil, tedavi edemiyor. O halde “zaten böyle bir işlevi yok”, diyerek bu sokaktan ayrılabiliriz. Ardımızda kalan resimlerin, birer pirinç tanesi misali, dönüş yolunu bulmamızı sağlayacağı umuduyla.

Göçmenlik kıyıya vurmadığın sürece biriktirme halidir. İçine giremediğin, seni daim çeperinde tutan hayatın tortusu farkına varmadan derine bir katman gibi yapışır. Sercan Apaydın, sokak taşları döşeyen işçiler gibi yüzü geçmişe dönük halde çalışırken bedenine yapışan bu tortuyu katıyor boyasının harcına. Geleceğin onu nereye sürükleyeceğini bilmeden sürdürülen hayatlardan

biri de onunki. Geçmişin yaşandıktan değil, ancak anlatıldıktan sonra bir anlam kazanabildiğinin farkında. 1983 yılında İzmir Buca’da başlayan
yolculuğu, Eskişehir, Antalya,Kopenhag hattından İstanbul’a varmış. Burada ne kadar kalacağı da ayrı bir bilinmezlik konusu. Hiçbir mantıklı açıklaması olmayan bu rotanın sonucunda bir insanda aidiyet duygusu oluşamayacağını bilmek rahatlatıcı. Onun için kendisini, en azından dönüşümü kendi denetiminde olan resimlerine ait hissediyor.

Kent siluetinin iktidarın ana hatlarını çizdiği kentleşme üzerine yazanların hemfikir olduğu bir noktadır. Ne var ki bu silueti görebilmek için ara sokaklardan çıkmak, zeminden yükselmek gerekir. Oysa şehrin bağırsaklarında yaşayanlar için iktidar derin inşaat çukurlarının boşluğundaki negatif siluette gösterir kendini. Çocukların doğduğu iki katlı ev geçmişte kalmış, renkli anılar burada yutulmuştur. Hatırlayabildiğimiz binalara ait puslu siyah beyaz görüntüler Sercan’ın resimlerindeki renksizliği ve insansızlığı açıklar. (Buna rağmen Sercan’ın resimleri binaların ölçeği aracılığıyla figüratiftir.) Boşluğu doldurma iddiasında olan ise doğası itibarıyla renksizdir: soğuk beton, cam, sentetik kaplama. Bir ‘toplumsal ıslah’ projesi olarak tüm dünyaya kanser gibi yayılan “Arena”lar da aynı karakterle yerleştirilir dönüştürülen mahallelere. Sentetik konstrüksiyonlarla çevrelenmiş yapay çim ot kokmaz.

Bütün bunları çok soyut bulanlar, Sercan’ın nefes kesen gerçeklikteki Baret adlı videosunda somut (concrete=beton) gerçeklikle yüzleşebilirler (yükseklik korkuları yoksa!). Yaşanan kentsel dönüşümün maliyet hesabını çıkarırcasına, hangi emek sürecinde gerçekleştiğini bir kiklopun gözünden izlettirir bize sanatçı. Finans kapitale ait bir gökdelen inşaatında yaşananları Ekim Devrimi’nin büyük sinemacısı Dziga Vertov’un Sine-Göz’ünü hatırlatır biçimde inşaat işçisinin baretine taktığı bir kameranın gözünden görürüz. Bu, günümüzde birçok sanat eserinin üretiminde sanatçı tarafından kiralanan emek gücünden tamamen farklı bir durumdur. Sercan’ın hiçbir dahli olmadığı çekim aşamasında yönetmen de kameraman da işçinin ta kendisidir. İşçi yapması gerekenleri kendinden emin bir biçimde icra ederken, sarsılan kameranın izleyicide yarattığı tedirginliğin tezatlığı videonun en güçlü taraflarından birisidir. Güven vermesi gereken, üstelik tam da ‘sağlamlık’ iddiasıyla inşa edilen yapı işçinin gözünden görüldüğünde, sallanan, güvensiz bir ‘gecekonduya’ indirgenir. Bu durum kentsel dönüşümün fark etmediğimiz bir boyutu değil midir?

Video bununla kalmaz. Üretim sürecinde metal ‘güvenlik’ bariyerleri aracılığıyla dışarda tutulduğumuz inşaatın içine sokar bizi. Sokmakla da yetinmez, yaşamla ölüm arasında geçen çalışma pratiğine ortak eder. Yüzlerce metre yükseklikte ‘pamuk ipliği’nde sallanan sepetten suyun dibindeki kente baktırır. Monte ettikleri ısıcamın aynasında emekçileri, kente tepeden bakan gökdelenleri ve yutulmak için sıralarını bekleyen evlerin yansımasını görürüz. Kentsel dönüşümün iç organlarındaki bu yolculuk yasak kentte bir gezinti hissini verir. Yasakları aşmak ise başlı başına devrimci bir tavırdır.

Sercan Apaydın’ın “Derin Boşluk” adlı sergisi 9 Ekim-5 Kasım tarihleri arasında Galeri Versus’da izlenebilir.

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com