LOCUS | MAHAL

08.04.2016

 

Versus Art Project, 6 Nisan - 7 Mayıs 2016 tarihleri arasında  Özlem Ünsal küratörlüğünde ' LOCUS // MAHAL ' adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. 

 

Mert Acar, Sercan Apaydın, Hüseyin Arıcı, Tanzer Arığ, Can Aytekin, Gökhan Balkan, Alper Derinboğaz, Arik Levy, Sinan Logie, Sümer Sayın, Kemal Seyhan, Yusuf Murat Şen ve Mehmet Ali Uysal katılımıyla gerçekleşecek olan sergi, galerinin mekan olarak seçtiği Hanif Han'ın mimari özelliklerinden yola çıkarak hazırlanıyor. 

 

Sergi, İstanbul'daki mimari dokunun geçmiş ve günümüz arasındaki sosyo-politik, sosyo-ekonomik dinamiklerine, bunun kent kültürüyle ilişkisine ve mimarinin birey üzerindeki etkilerine odaklanıyor. 1904 tarihli Hanif Han, Beyoğlu'nun karakteristik olarak tanımlayabileceğimiz mimari örüntüsünün iyi bir örneği niteliğini taşıyor. Bugün Beyoğlu'nu gezerken, bölgeyi 'karakteristik' kılan mimari kimliğin ve fonksiyonunun ne kadar hızlı bir biçimde değiştiğine şahit oluyorken karşınıza Hanif Han gibi bir yapı çıktığında size başka hisler çağrıştırması, mimari ve bireyin kurduğu ilişkinin nasıl bir anlam taşıdığına işaret ediyor. Bu noktada sergi, saldırgan bir rant üzerinden gerçekleşen mimari doku yağmasının, kimsizlikleştirmeyi normal sayan bir anlayışın, tek tipliliğin çeşitlilik, baskının ise özgürlük olarak sunulduğu bir dönemde, bireyi buna karşı bir biçimde durabilmiş olan bir binanın içine davet ederek mekanla bir ilişki kurmaya ve bellek yaratmaya davet ediyor. 
Mimarinin bireyle kurduğu ilişkiyi, mekanın kişide yarattığı belleği farklı okumalara açamayı hedefleyen sergi, mekanı dönüştüren enstalasyonların yanı sıra, fotoğraf, video ve resim gibi çeşitli medyumlara ev sahipliği yapıyor. 


Küratörlüğünü Özlem Ünsal’ın yaptığı sergi, 7 Mayıs’a kadar Versus Art Project’te görülebilir.

 

Katalog Yazısı

 

Sergi 'Locus', Türkçe karşılığı olarak da 'Mahal' adını taşıyor. Birinci sözlük anlamına baktığımızda mevzi, bölge, yer, konum olan; mecazi olarak da 'gerek' manasına gelen bir kelime bu. Serginin, İstanbul'un mimari dokusunun geçmiş ve günümüz arasındaki sosyo-politik, sosyo-ekonomik dinamiklerine, bunun kent kültürüyle ilişkisine ve mimarinin birey üzerindeki etkilerine odaklanması, kent belleği, bireyin bu belleğin bir parçası haline gelişi ve aidiyet hissiyle ilgileniyor olması bu adı taşıma sebebi olarak karşımıza çıkıyor.

 

Bu bölgenin değişimine son on üç yıldır bizzat tanıklık eden ben, sokaklarına ilk adımı attığım gün ile bugünkü hali arasında inanılmaz bir uçurumu fark ediyorum. Bundan on beş yıl önce babamla Beyoğlu sokaklarını gezerken, ondan 1960'ların Beyoğlu'nu dinlediğimde ise bambaşka bir portre çizdiğini görüyorum. Geçmişi hatırlarken hepimizin yaptığı gibi sol yukarı bakan  babamın gözleri, onun bu bölgeyi bireysel olarak nasıl algıladığını ve nasıl deneyimlediğini anlattığı sözleriyle tamamlanıyor. Herkesin başka bir Beyoğlu varken, bugünkü Beyoğlu'nun kimin eseri olduğu üzerine düşünmeye sürüklüyor... Tüm bunlar kafamdan geçerken, İstiklal Caddesi'nin ara sokağına saptığımda karşıma Hanif Han çıkıyor ve içeri girdiğim andan itibaren, Beyoğlu'nu ilk kez gezdiğimde karşıma çıkan Art Novue binaları gördüğümde kapıldığım hisse kapılıyorum...

Üzerinde 1904 tarihini okuyabildiğimiz Hanif Han, Rum mimar Markos Langas tarafından tasarlanmış. Projeyi Perpignani ile birlikte hazırladığını biliyoruz... İkisi aynı zamanda Hacopulo Pasajı'nın da mimarları. Dönem, mimari gelenek açısından oldukça enteresan; geç imparatorluğun birçok ideolojik özlemini ve kültürel karmaşıklığını simgeleyen bir anlayış söz konusu. İsimlerinin tabiri caizse markaya dönüştüğü saray mimarlarının yanı sıra konsolosluk binalarını yapmaya gelip İstanbul'daki iş olanaklarını değerlendirenBeaux Art menuzu Levanten mimarların, İstanbul'un bir çok noktasını ele alıp dönemin sivil mimarisini oluşturmalarının bir parçası bu bina da. Levanten mimarların mimari anlayışlarına baktığımızda kent kültürü ile bireysel kimlik özelliklerinden ödün vermeden doğrudan kaynaşmayı başarabilmiş bir yapı dili oluşturduklarını görürüz. Osmanlı saraylarının üzerinde onları tasarlayan mimarlarının adını görmezken, İstanbul sokaklarındaki bir çok yapıda mimarlarının imza niteliğini taşıyan isim taşa oyulmuş isim tabelalarına rastlamak mümkündür. Markos Langas da bu mimarlardan biri... İsmini hala okuyabilidiğimiz ama hakkında neredeyse hiç bir bilgiye ulaşamadığımız Levanten mimarlardan biri.

 

 

Şehrin maruz kaldığı ve silüetine etkide bulunan politik yaklaşımlar sonucu kent ve bölgesel ölçekte yapılan mimari değişiklikler, bugün Beyoğlu'nda gezerken bizlerin kültürel yabancılaşma yaşamasına sebep oluyor. Tarihi binaların 'kentsel dönüşüm' adı altında bağlamından koparılıp mimari formunun ve  işlevinin 'soylulaştırılma' çalışmalarıyla değişmesi, bununla birlikte yanına eklenen tırnak içinde tanımlanması gereken modern binalar ve şehrin eğlence, kültür endüstrisine hizmet eden, merkez  / meydan olarak alınan lokasyonunun tüm bu özellikleri bugün neredeyse kalmaması... Şehrin bu lokasyonunda yaşanan fonksiyonel ve mimari değişimin ötesinde sanki ara sokağa saklanmış ve böyle de olduğu için bir biçimde korunmuş hissi uyandıran Hanif Han'a girdiğinizde kendinizi başka bir zamanda, başka bir yerde hissetmeye başlıyorsunuz. Kullanılan yer mozaikleri, dıştan simetrik gözüken ama içerideki asimetrinin çok sonra farkına varacağınız mimari unsurları, tavanlardaki freskleri ve yüksek hacimli alanları ile sizi içine alan kucaklayan bir yapıyla karşılaşıyorsunuz. Bugün Beyoğlu'nu gezerken, bölgeyi 'karakteristik' kılan mimari kimliğin ve fonksiyonunun ne kadar hızlı bir biçimde değiştiğine şahit oluyorken karşınıza Hanif Han gibi bir yapı çıktığında size başka hisler çağrıştırması, mimari ve bireyin kurduğu ilişkinin nasıl bir anlam taşıdığına işaret ediyor. Bu noktada sergi, saldırgan bir rant üzerinden gerçekleşen mimari doku yağmasının, kimsizlikleştirmeyi normal sayan bir anlayışın, tek tipliliğin çeşitlilik, baskının ise özgürlük olarak sunulduğu bir dönemde, bireyi buna karşı bir biçimde durabilmiş olan bir binanın içine davet ederek mekanla bir ilişki kurmaya ve bellek yaratmaya davet ediyor. 

 

Bu tip yapıların artık nadir bulunması ve dolayısıyla galeri- sergi mekanı olarak da eşine az rastlanır olması serginin oluşum noktası halini alıyor. 'Locus / Mahal' adını taşıyan sergi, bölgede yaşanan mimari değişimlere odaklanırken, sanatsal üretimin mekana müdahelede bulunma sürecini gözlemliyor.

'Locus/Mahal' sergisinde Ankaralı genç sanatçı Mert Acar ve Mimar Sinan GSF Öğretim Üyesi Yusuf Murat Şen, fotoğraflarıyla yer alıyorlar. Y. Murat Şen dünya metropolü olma arzusuyla şekillendirilen İstanbul’un hızlı dönüşüm ve değişimini, 19. yy uzanan 'yavaşlık' üzerine şekillenen bir teknikle fotoğraflıyor. Mert Acar ise insan yapımı formların, dünyanın felsefi doğasını nasıl şekillendirdiğini sorguluyor. Alana yapılan insan müdahalesinin oluşturduğu hacimler ve bu hacimlerin boşluk ve doluluğu Acar'ın kompozisyonlarını meydana getiriyor. Her iki sanatçının da işleri, sergilendiği mekana müdahalede bulunan bir yaklaşıma sahipler. Can Aytekin ise bu sergide tamamen Hanif Han'a odaklanıyor.

 

Aytekin'in araştırmacı yapıt üretim sürecinin bir sonucu olarak binadan çıkarken dikkatinizi çeken geometrik desenli renkli vitray, sergi mekanının içine çekilen  'site-spesific' bir iş olarak karşımıza çıkıyor ve mekansal bellek üzerine düşünmeye davet ediyor. Sercan Apaydın, diptik olarak çalıştığı resminde bize Taksim bölgesinin değişen yüzünü gösteriyor.

 

Gökhan Balkan da şehirdeki mimari değişimi aktarmak için resim yapmayı tercih ediyor fakat onun işlerinde devreye hazır malzeme kullanımı giriyor ve tek bir işle mimarinin sert ve soğuk tarafıyla karşılaşıyorsunuz. 'Places of Memories' başlığı ile 2014 yılında Venedik Mimarlık Bineali'ndeki Türk pavyonunda sergilenen 'Komşular' adını taşıyan işleriyle Alper Derinboğaz bu sergide yerini alıyor ve bir mimar gözüyle bölgede yaşanan kentsel dönüşümün etkilerini, soyut geometrik, duvara bağlı gelişen ama üç boyutlu yapıtlarıyla bize aktarıyor. Serginin tek figüratif denilebilecek işi Mehmet Ali Uysal imzası taşıyor. Uysal'ın yapıtlarının mekanı dönüştürme etkisi, tuval işinde de karşımıza çıkıyor, monokrom oluşu ve tek boyutta üçüncü boyut hissini vermesi bu etkiyi kuvvetlendiriyor. İşte gördüğümüz belli belirsiz figür, bireyin mekanla kurduğu ilişkiye değinirken, bireysel algılama, hikaye etme ve hatırlama yoluyla serginin bir parçasına dönüşüyor. Bu yolla sanatçı sanki mekanın içine bir bireyi hapsetmiş izlenimi veriyor. Kemal Seyhan, sergide hem monokrom soyut resimleriyle hem de ilk defa izleyici ile buluşacak olan heykeliyle yer alıyor. Heykel, sanatçının belleğindeki bir çok anıya hizmet eden bir unsur olan bir tuğlanın Seyhan'ın ellerinde, onun üslubuyla, yapıtlaşmış hali. Tek başına, küçük ama anıtsal.... Arik Levy'nin 'kara delik'leri mekanı içine alan, yutan etkiye sahipler ve aynı zamanda bireysel belleğin sonsuzluğunu simgeler gibiler. Sinan Logie'nin işlerinde, Seyhan'ın da işlerinde olduğu gibi mimari formların soyutlandığını görebiliriz. Hüseyin Arıcı ise, mimari öge olarak da pek çok mekanda karşımıza çıkan ve

 

doğaya ait unsur olan ahşap parçaları 'gerçekçi' bir uslupla tuvale taşıyor. Arıcı'nın işleri gibi formuyla mekanın algısını değiştiren bir başka isim ise Tanzer Arığ. Arığ'ın metalden yaptığı 'kapı'sı mimarinin fonksiyonlarını sorgulatıcı bir niteliğe sahip. Zaman kavramını mekansal boyutta ele alanSümer Sayın'ın 'Every Now and Then' adlı işi mekana yerleştirilmiş bir yön tabelasından oluşuyor. İzleyiciyi işin bir parçası haline getiren bu çalışma, yer/yön bulma, bulamama, yaşadığınız bölgeye ait hissetme sorunsalını akla getiriyor. Tüm bu işlerle farklı alt okumalara açık olan sergi, izleyicinin yaşadığı kent ile kurduğu bağ ve oluşturduğu belleğe odaklanıyor.

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com