CAN AYTEKİN 'TERS YÜZ | INVERSE'

Şeklin yüzü ya da yüzün şekli 

 

Yazı, resim ve mimari arasındaki ilişkiler ve geçişleri temel meselesi olarak değerlendiren Can Aytekin'in yeni sergisi "Tersyüz"de çehre, yüz, yüzey, suret kelimelerinin metinsel ve kültürel arkeolojisini yorumluyor. Sergi 22 Eylül-15 Ekim tarihleri arasında Versus Art Project'te izlenebilecek. 
ISTANBULARTNEWS Versus'taki bir önceki serginiz "Her Şey Yerli Yerinde"de Beşiktaş Barbaros Anıtı, Şişli Abide-i Hürriyet, Ermeni Mezarlığı gibi İstanbul'un farklı duraklarını bir araya getirerek anıt, şehir, hafıza ve bellek kavramları üzerinden yapıtların mimari geometrisindeki yiizyüzey ilişkisini sorgulamıştınız. Bu yeni serginiz "Tersyiiz"ü nasıl tanımlarsınız? 
"Tersyüz", lers yüz etmek anlamında tabii. Terzilerin eskimiş elbiselerin kumaşlarını ters yüz ederek yeni elbise dikmelerinden bahsedebiliriz. Elbisenin iç kısmında görünmeyen kumaş sonra birden dışa döner, görünmeye başlar. Yepyeni bir elbise haline gelir. 
"Tersyüz" de böyle bir şey. Ters yüz, öteki yüz anlamına da geliyor benim için. Öteki yüz yani görünmeyen, gizli yüz. Her şeyin dışa dönük olan bir yüzü olduğu gibi bir de kimsenin görmediği sadece içe dönük olan yüzü vardır. 
Bu ikisi birbirine bağlıdır, biri olmazsa diğeri de olmaz. Biz resmin ya da aynanın ön taıafındayız. Peki resmin arkasında ya da aynanın içinde ne var? 
Bunu merak edip resmin arkasını çevirdiğimizde, bu arka yüz bir başka ön yüz haline geliyor ve bu oyun sürekli devam ediyor. 
"Tersyüz"de ele aldığınız tema-temalar, yola çıkış noktanız neydi? 
Bakılan şey sadece bir yüz olabilir. Burada portreyi kastetmiyorum. Kağıdın yüzü, sayfanın yüzü, binanın yüzü gibi çok daha genel bir şey. Yeryüzü diyoruz mesela. Yüz'den türemiş yüzey kelimesini kullanıyoruz zaten. Yüz ve bakış arasında direkt bir ilişki var. 
Farsçadan dilimize geçen didar kelimesi hem görme, seyretme hem de yüz, çehre manasına gelir. İngilizcedeki 'face' kelimesi de benzer şekilde; hem bakmak, yönelmek hem de yüz, çehre anlamına gelir. Erol Akyavaş'ın sevdiği bir Yunus Emre dörtlüğü var: "Bize didar gerek dünya gerekmez/ Bize mana gerek dava gerekmez" diyor. 
Akyavaş'ın litografilerini yaptığı "Miıaçname" serisi de bir yüz yüze gelme konusunu işler. Bu sergi Akyavaş'a sessizce bir cevap verme iddiasını taşıyor. 
Yüz yüze gelmek... Bir an için de olsa yüz yüze gelmek. "Tersyüz" sergisinde aynalar yok tabii, ahşap baskılar var yalnızca. 
Serginiz 40'a yakın ahşap plakanın ters yüz baskılarının alınmasıyla oluşturulan 200'ü aşkın farklı şekilden meydana geliyor. Öncelikle ahşap plakaları kullanma nedeninizi öğrenebilir miyiz? 
Neden bu ahşap plakaların tersyüz baskılarım almak istediniz? Bu baskılar size nasıl bir dil sundu? 
Okul inşaatından kalan, sokaklarda bulduğum ya da sonraları satın aldığım ahşap plakalarım vardı. Yaklaşık üç, dört sene önce bunlara dekupaj makinası yardımıyla şekiller vermeye ve izlerini yani baskılarını almaya başladım. Her ahşap plakanın yüzüne ve tersine farklı mürekkep (kırmızı ve yeşil) vererek üst üste, yan yana baskılar aldım. Basit, sade, geometrik şekiller... 
Baskıları gördükçe şekiller de değişmeye başladı ve bu seri ortaya çıktı. Ahşap baskı çok eski bir teknik. Çin'de çok eskiden beri kullanılıyor; kağıt ve matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte Avrupa'da yaygın olarak kullanılıyor. 
Sonraları daha sanatsal alanda işler yapılıyor. 20. yüzyılda ekspresyonistlerle birlikte tekrar gündeme geliyor. Bizde Tokat yazmaları var bilirsiniz. Adı üstünde burada yazı ve resim arasında bir alandayız. Bu ahşap plakaları birer hurufat olarak görmek mümkün. 
Yeni seriniz ile daha önceki serilerinizin ortak ya da ayrılan yönleri var mı? 
1997 yılından bu yana yüzlerle ilgileniyorum. 2000'lerde yüzlerce aslan yüzü çizmiştim. 2002 yılında Davut Sulari resmi yaptıktan sonra bir seri ahşap baskılarını yapmıştım. Bir de otoportre desenlerim var, 2009-2010 tarihli. Yüzüme ayna tutarak 50'den fazla desen çizmiştim. "Tersyüz" serisi bu çalışmalarla ilişkili olarak ortaya çıktı. Bıı seri biçimsel olarak önceki resimlerimle de ilişkilendirilebilir. Benzer geometrik şekilleri farklı bağlamlarda kullanmayı seviyorum. 
Caıı Aytekin, "isimsiz", kağıt ııürekkep baskı, 80x50cnı Bu yeni serinizde renk paletinizi basitleştirdiğinizi görüyoruz. Bunun nedenine dair neler söylersiniz? 
Renk daha doğrusu renkler, yani kırmızı ve yeşil bu serginin doğrudan bir parçası. Bu iki renk üst üste gelerek siyahı ortaya çıkarıyor. Başka türlü söylersem, kırmızı ve yeşil aynı zamanda siyah içinde kayboluyorlar. Kırmızı ve yeşil, siyahın içindeler. Bazen bu üçlüyü aynı anda görüyoruz. Sıralı olanı, süre içeren şeyi bir anda görüyoruz. 
Tek bir renk için bile sergi yapılabilir. 
Yves Klein'ın mavisini, Şenol Yorozlu'nun "Kod adı: Yeşil" sergisini ya da Anish Kapoor'ım siyahını burada anabiliriz. Kırmızı ve yeşil renge gelince; olağanüstü zenginlikte arkeolojisi olan renkler. Siyah da öyle... 
Michel Pastoureau'nun kitapları bunlardan bahseder. Kırmızı tarihte ilk renk gibi bir şey. Kanla, etle, toprakla ilişkili. Mesela Barııett Newmaıı'ın "Adem" adlı resminde hep kırmızılar vardır. Yeşil ise Ortaçağ'da görülmeyen, daha sonraları ortaya çıkan bir renk. Bıı konu farklı şekilde yorumlamaya açık. Bir izleyici de çıkıp trafik lambasında kırmızı dur, yeşil geç anlamına gelir derse, bu da bir yorum olabilir. 
"Tersyüz" ile yüzeyin mimarisi konusunu da tarüşmaya açıyorsunuz. Yüzeyin mimarisi size ne ifade ediyor ve söz konusu seriniz sizce nasıl bir tartışma ortamı sunuyor? 
Osmanlı'da kullanılan 'tersim' kelimesi resmetme, resmini yapma anlamındadır. Tersim etmek ayrıca yazmak, çizmek, suret, plan, taslak anlamlarına da gelir. 
Oya Şenyurt mimaride çizim kelimesinden ziyade tersim kelimesinin kullanıldığını söylüyor. Mimarinin içinde olan bir resmetme. 'Yüz'üıı mimarisi, 'yüz'ıın eşkali (şekilleri) hatta 'yüz'iın yazısı... Oldukça ilginç konular. Yazı, resim ve mimari arasındaki ilişkiler ve geçişler benim ilgilendiğim temel meselelerden biri. Sergide geçici olarak bir mimari kuruyoruz. Yüzeyin geometrisi bulunduğu mekanın geometrisiyle ilişkileniyor ve bir yorum ortaya çıkarıyor. Burada bir önceki sergide kullandığım şehirde yer alan anıtlar, üç boyutlu formlar yerine iki boyutlu şekiller var. Arapçadan dilimize geçen şekil kelimesinin çoğulu 'eşkal'dir; hem biçim hem çehre, yüz anlamına gelir. 
Ahmet Haşim, "Göl Saatleri" kitabının "Mukaddimesinde hayatın şekillerini hayal havuzunun sularında seyrelmişti: "Seyreyledim eşkâl-i hayatı / Ben lıavz-ı hayalin sularında/ Bir aks-i mülevvendir onunçün/ Arzın bana ahcâr ıı nebatı." Biz de bu sergide şeklin yüzünü ve yüzün şeklini seyrediyoruz. 

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com