PARIS FASHION WEEK: Tangibility of Garment, Body and Power

 

Çıplak kadın ve burka 

Versus Art Project'te, Yekhan Pınarlıgil'in küratörlüğünü yaptığı "Paris Fashion Week: The Tangibility of Garment, Body and Power/Paris Fashion Week: Kıyafet, Beden ve İktidarın Dikiş Yerleri" adlı sergi kapsamında işleri sergilenen; Fransa'da yaşayan ve çalışan, Fas kökenli sanatçı Majida Khattari ile yaptığımız söyleşide, moda ve toplum, lüks tüketim ve sanat arasındaki bağları irdeledik. 

Versus Art Project, Fransa'da mimarlık ve sanat eğitimi alan Leyla ve Mert Ünsal'ın hayata geçirdiği, TtırkFransız sanat sahnesi ilişkilerini geliştirmeyi «inceleyen bir platform. Galeri Koordinatörü Leyla Unsal, Paris Fashion YVeek sergi katalogunda yer verilen "Galeri'den" adlı yazısında, galerinin varoluş amacını "Aidiyet, kimlik, yerinden edilme, göç, toplumsal cinsiyet, kentsel dönüşüm, kent belleği ve kültür politikalarını konu alan genç ve muhalif sanatçı seçkisi ile Türkiye çağdaş sanatının uluslararası temsiline yoğunlaşma" şeklinde açıklıyor. 


Unsal, yazısında Paris Fashion Week sergisi hakkında ise şunları söylüyor: "Paris sanal sahnesine Fransa dışından, Müslüman ülkelerden katılan kadın sanatçıların; kontrol ve normalleştirme mekanizmalarına karşı, kıyafet ve beden sorunsalları üzerine üretilen farklı medyumlardan işlerine yer veriliyor. 


Feminizm ve sanatın, içerik ve formun, performatif kimlik inşası stratejilerinin, kıyafet-beden poliükalarının ve modanın birbirine teğellendiği sergide, Ghazel, Halida Boughriet, Majida Khattari, Ninar Esber ve Zoulikha Bouabdellah gibi, uluslararası platformda önem kazanmış sanatçıların eserleriyle, Doğu ve Batı arasında kültürel salınımlar tartışmaya açılıyor. Ataerkil ülkelerde kadın bedeni üzerinde kurulan baskının, Türkiye sanat sahnesinde kuvvetle yer alması gereken, tartışılmaya değer, toplumsal hassasiyetin merkezinde yer alan bir konu olduğu düşüncesinden hareketle, 'Kıyafet, Beden ve İktidarın Dikiş Yerleri'nin ev sahipliğinin sorumluluklarımızdan olduğuna inanıyor, tüm sanatseverleri bu tartışmanın parçası olmaya davet ediyoruz." Bu ethos çerçevesinde sergi katalogunda yer alan bir başka metin, yazar/ küratör Ezgi Bakçay'ın "Paris Yanıyor" adlı yazısı. Bakçay'ın sorguladığı: "Modanın toplumsal işlevi nedir? Giysiler aracılığıyla yaratılan imgelerin bedenler tarafından sahnelenmesi, performe edilmesi anlamında moda, toplumsal rollerin şekillenmesinde ve dağılımında nasıl bir rol oynar? Toplumsal cinsiyetin inşasında, cinsiyetlerin tanımlanmasında modanın nasıl bir rolü vardır?" gibi mevzuları Khattari'le konuşmaya başlayınca onun modayı 
çok güçlü bir araç olarak gördüğünü ve kendi sanatsal pratiğinde bıı aracı kullandığını anlıyoruz.


"Çağımızda modanın, gençlere ulaşmak ve onlarla diyaloga girmek için çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Polilik açıdan baktığınızda moda aracılığıyla, imgeler yoluyla topluma ulaşmak yazılı iletişimden çok daha etkin. T-shirt'lerin üzerindeki figürler ve yazılar; rapçilerin giydikleri kasketler, dini kurallara göre giyinmeyi tercih eden insanların tarzı... Bunların hepsi belirli bir mesaj vermek için kullanılıyor. 


Örneğin kitlelerin tanıdığı; belirli bir üne sahip bir insan birdenbire kapanmaya karar verdiğinde, kimlik arayışı içinde olan gençler bu durumdan çok etkilenebilir." Bu düşünceyi Fransız akademisyen Frederic Monneyron'un 2010 yılında kaleme aldığı tezi "La sociologie de la mode/Moda İmajının Sosyolojisi" yazısından bir alıntıyla desteklemek mümkün. Monneyron, "Gençliğin özelliklerini, toplumu bir bütün olarak yenileme kapasitesine sahip birçok erdem olarak yansıtmak, aslında kaçınılmaz olan bir yaşam sürecini de sembolik olarak bir yenileme girişimi değil midir? Ancak gençliğin bir sosyal kategori olarak aydınlanmasına eşlik eden moda bunu çok daha iyi gösteriyor. Açıkça yaşamı tüm gücü ve bütünlüğü kapsamında, sonsuz gençlik arzusu olarak tanımlamayı hedefliyor," diyor. Tabii gençliğin doğasında olan değişimin ne yönde gelişecegi, karşılaştığı sosyal mesajların içeriği sebebiyle endişe verici. 


Batı medeniyetinde cinsel ayrımcılık konusuna değindiğimizde, Khattari'nin içinin bu konuda rahat olduğunu anlıyoruz. "1960 ve 70'leı de aktif olan feminist hareket sonucunda, özellikle Batı dünyasında kadınların özgürlüklerine kavuştuğunu ve mesajlarının doğru yere ulaştığını düşünüyorum. Cinsellik açısından kadın ve erkek zaten eşittir. Tabii, sanatsal pratiklerinde farklı cinsel kimliklerin toplumsal aidiyet kavramına değinen sanatçılar var. Benim için insanların eşitliği önemli; cinsiyet ayrımı gözetmeden" Çalışmaları, bütünüyle sanata ve dine dair görüşlerinin bir sentezi olarak ortaya çıkan sanatçının "Paris Fashion Week" sergisinde yer alan işleri, defile-performans olarak tanımladığı performatif gösterilerin kalıntıları. Kıyafetten öte, giyilebilir heykeller olarak nitelendirebileceğimiz tesettürü andıran tasarımlarıyla, kadın bedeninin özgürlüğünü kısıtlayan durumları sorgulatıyor izleyicisine. Kadın vücudunun hapsedilmesi durumunu sadece dini sebeplere bağlamadığının altını çizen Khattari, moda dünyasında mankenlerin hepsinin birbirine benzer ölçü ve niteliklerde olmasının tesettür kadar kısıtlayıcı olduğuna değiniyor. 


Bu sebeple defile- performansında yarattığı koreografı; keçeden yapılmış ağır ve klostrofobik burka, Batı tarzı kıyafetlerden yamalanmış burka, bu kıyafetleri giyen kadının nüfus cüzdanını replike eden baskılı burka ile çıplak bir modeli yan yana sunuyor. Çıplak ya da örtülü kadın vücudunun hapsedilişinin tasviri; kadın vücudunu politik bir araç olarak kullanarak polemik yaratılmasına dikkat çeken bir çalışma. 
Khatarri'nin moda ve beden yoluyla iletişime geçtiği performatif işler defilelerle sınırlı değil. 2015 yılında podyum olarak Paris'te düzenlenen FIAC fuarını beklenmedik bir şekilde 'ele geçiren' sanatçı, günümüzde sanat fuarlarına koleksiyoner kimlikleriyle katılan Orta Doğu'lu zengin Arap kadın stereotipini hyper-realist bir performansla zaten varoldukları fuar alanına taşımış. 'Sahnelediği', "Luxe, oil and arrogance" adlı performansta, kara çarşaflara bürünmüş kadınlar kollarında ikonik Heı mes çantalar taşıyor. 


Khattari'nin yarattığı çantalar Obama, Netanyahu, Körfez Arap Ülkeleri, savaş ve saldırılar, petrol hattı gibi görseller taşımasıyla, sanal dünyası tarafından kucaklanan Arap ülkelerinden akan paranın nelere bedel olduğuna dikkat çekiyor. 
"Petrol parasının devreye girmesiyle, çağdaş sanata ait görsel, ekonomik ve kültürel evren dönüşüm geçirdi. 
Basel'den Miami'ye, Dubai'den Paris'e, sanat fuarlarının koridorlarında gezinen, bir yandan kara çarşaf bir yandan lüks aksesuarlar taşıyan yeni alıcılar hem şaşırtıyor hem de bulundukları ortamda öne çıkıyorlar. Karşılıklı inkar ve hayranlık içerisinde bulunan sanat ve lüksün; siyasi ve dini sebeplerle şiddete maruz kalan Arap ve Balı dünyaları arasındaki nadir iletişimin araçlarından." olması durumunun, fark edilmesi gereken bir bakış açısı olduğunu düşünen sanatçı için protesto etmeden, belki de gerçekliği göz ardı edilen konularla yüzleşmeye olanak tanıyor. 


Lüks tüketimin kendini daha çekici kılmak için sanat dünyasına başvurduğu, her sezon süregelen sanatçı- lüks marka işbirliklerinden bilinen bir gerçek. Khattari, Louis Vuitton markasının Jef'f Kooııs'la yaptığı ve "Masters Collection" adını verdiği işbirliği, dünyanın en önemli ressamlarının en bilinen eserlerini sıra dışı bir şekilde çanta ve aksesuarlara yansıtırken, Koons'un tanıtım filminde sarfettiği "bu çantaları taşıyanlar insanlığa hizmet eder" sözleri, Khattari'nin işbirliğine duyduğu tepkiyi harekete geçiriyor. Khattari, son dönemde Orta Doğu ve Avrupa'da yaşanan çatışmaları ve terör kurbanlarını gündeme getirmenin insanlığa daha büyük bir hizmet olacağından emin. Çağdaş sanat, moda ve özellikle lüks tüketimin, günümüzde Batılı toplumların nasıl yaşadığını şekillendiren etmenler olduğunu düşünen Khattari, Jeff Koons gibi sanatçıların, pazarlama ve reklam dilini doğru kullanarak başarılı olduğunu dile getiriyor: "Bu şekilde sanat daha geniş bir kitleye ulaşma şansı elde ederek fikirlerini duyul abiliyor." LVMH Group'a bağlı Louis Vuitton gibi, hem sanat hem moda dünyasında saygı duyulan ve bir yandan da ürkülen bir deve kafa tutmaya destek bulmakta zorlanan sanatçı, "Disaster Collection" adını verdiği projeye bir arkadaşıyla başladıktan sonra, galerisinin desteğiyle Palais de Tokyo devreye giriyor. 


Çantalarda kullanılan imajlar son dönemde yaşanan çatışmaları ve teıör kurbanlarım yansıtarak savaşın şiddetine ve kurbanlarına dikkat çekiyor. Suriye savaşı, kültürel mirasın yokedilmesi, İstanbul, Paris ve Manchester'daki terör atakları gibi yaşanılan katliamlar ön plana çıkıyor. 
"Masters Collection"dan ilham alarak tasarladığı çantaları tanıtmak için, Koons'ıı bire bir mimik ederek çektiği videoda; moda ve lüks tüketim dünyasının empoze ettiği kodları kullanarak farkındalık yaratmak; toplumu sömüren anlaşmazlıkları ve bu uğurda canından olan bireyleri anarak konunun ciddiyetini gündeme getirmek en büyük gayesi sanatçının. 


Koons'un Louvre'da verdiği yemeğe gönderme yaparak, 18 Aı alık'ta Palais de Tokyo'da gerçekleşecek bir ön gösterim yemeği organize etme sürecinde olan sanatçı, 'Fııck borders' söylemiyle, siyasi sınırların insanlık üzerindeki negatif etkilerini fark etmemizi sağlıyor. 
Sanatçı ve teorisyenlerin ideal bir dünyaya ulaşmak konusunda önemli bir rol üstlendiğinin bilincinde olan Khattari için ideal bir dünya; kadının kendini, giydikleri, tavırları ve sosyal statüsünü perçinleyerek özgürce ifade edebildiği bir düzen. 


Küratör Pınar Yekhanlıgil'in sözleriyle, "1990 yılında Paris Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun olduğundan beri 20 seneyi aşkın süredir, kadın bedeninin eril iktidara nesne olmasını eleştiren" sanatçı, 'ne zaman bir ikilem doğsa kadın bedeni ateş hattında kalıyor' sözleriyle, kadın bedeninin siyasi gayelere hedef olmasını ele alıyor. 1990'larda Paris'e adım attığında, moda sektörünün ışıltılı dünyasının gücüne inanarak kullanılan metodları pratiğine yansıtması, lüks tüketimin toplum üzerindeki önemini perçinliyor. 


Yekhanlıgil, Adam ile Havva'ya gönderme yaparak açıkladığı "Bir yaprakla başlayan moda serüveni tüm insanlık tarihini baştan başa kat eder. Sadece kültürel, antropolojik ya da sosyolojik tarih değil, her çeşit tarihin her kelimesinde moda vardır." sözleri Khattari'nin çalışmalarının hem güncel hem tarihsel ve özellikle siyasi yönünün önemini kanıtlıyor. 'Bedenin toplumdaki yeri bireyin saf özgür iradesine mi ait' sorusunun cevabını irdelemeye devam etmek, kimliğimizi politikaya kaybetmemek adına alınması gereken bir tedbir olaıak önem teşkil ediyor. 

ÇIPLAK KADIN VE BURKA

 

Majida Khatarri: "Kıyafetten öte, giyilebilir heykeller olarak nitelendirebileceğimiz tesettürü andıran tasarımlarıyla, kadın bedeninin özgürlüğünü kısıtlayan durumları sorgulatıyor izleyicisine. Kadın vücudunun hapsedilmesi durumunu sadece dini sebeplere bağlamadığının altını çizen Khattari, moda dünyasında mankenlerin hepsinin birbirine benzer ölçü ve niteliklerde olmasının tesettür kadar kısıtlayıcı olduğuna değiniyor. 


Bu sebeple defileperformansında yarattığı koreografi; keçeden yapılmış ağır ve klostrofobik burka, Batı tarzı kıyafetlerden yamalanmış burka, bu kıyafetleri giyen kadının nüfus cüzdanını replike eden baskılı burka ile çıplak bir modeli yan yana sunuyor."

 

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com