ÖMER PEKİN PROSEDÜREL GERÇEKLİK | PROCEDURAL REALITY

15.02.2018

 

Çalışmalarında mimari ögeler ve görüntü üreten algoritmaları bir araya getiren Ömer Pekin, Prosedürel Gerçeklik sergisinde izleyici ile biçimlenen bir deneyim alanı yaratıyor. Neredeyse insan boyu uzunluğunda cam yüzeylerden kırılarak, Galata Rum Okulu’nun duvar ve pencerelerinde tekrar buluşan renklere her bir heykel için ayrı üretilen ses parçaları eşlik ediyor.

Bu ayki Sanatlandınız serimizde de bahsettiğimiz, Ömer Pekin’in Galata Rum Okulu’ndaki Prosedürel Gerçeklik sergisini, yani camın ve renklerin başrol olarak sahneyi ele geçirdiği son projesini sorduk.

 

Bu seriyi üretirken ilham kaynağın ve çıkış noktaların neler oldu?

 

Ben prosedürel gerçeklik serisini üretirken aklımda daha çok cam ve mimarinin ilişkisini araştırmak vardı. Cam normalde mimaride daha çok işlevsel olarak kullanılan bir malzeme. Camı sadece ışık geçirgenliği ve dışarıyı göstermek amacıyla kullanırız. Ancak camı bu sergide normal işlevinin ötesinde kullanarak resimsel bir yapı olarak öne çıkarmak istedim.

 

Mimaride daha çok yardımcı bir öğe olarak kullanılan cam ve pencereyi birer obje/özne olarak kullanmanın arkasındaki fikir nedir?

 

Cam normal şartlarda binaların işlevsel parçalarından biridir. Hatta mimaride çoğu zaman tek başına var olmaz. Yani her zaman bir bütünün parçası olarak görülür. Bu sergide ise cam objeler mekan içerisinde karşımıza çıkan tek yapılar. Bir heykelin parçası değiller, heykelin ve objenin kendisiler. Ek olarak bu projede camların üzerine yansıttığım görsellerle resimsel mimari kompozisyonlar yaratmayı amaçladım. Kendi yarattığım programlarda oluşturduğum bu görseller grid ve çizgi kavramlarını sorguluyor. Aynı zamanda yapı cepheleri ve mimari sistemlerle ilişkili kuruyorlar. Sadece işlevsel değil, bir resim oluşturmak için kullanılabileceklerinin bir kanıtı gibi.

 

Eserlerin üretim sürecinden biraz bahsedebilir misin? Görüntüler yazdığın bir algoritma ile mi biçimleniyor yoksa sizin direkt müdahalelerinle mi?

 

İlk başta heykelleri üç boyutlu olarak tasarladım. Materyal testlerinden sonra İzmit’teki Aksoy Alüminyum Fabrikası’nda üretime aşamasına geçtik. Tıpkı mimari bir projede olduğu gibi heykellerin hesapları mühendislerce kontrol edildi, detay çizimleri yapıldı ve sonrasında üretildi. Üzerlerine yansıtılacak görüntüleri kendi yazdığım görsel programlar ile oluşturdum. Geliştirdiğim algoritmalar ilk başta tek bir renk verisi ile başlıyor, daha sonra siyaha doğru koyulaşan bir gradyana dönüşüyorlar. Farklı data setleriyle bu görselin yapısını bozmaya başlıyorum. Bir başka deyişle resmin bir ve sıfırdan oluşan değerlerini değiştiriyorum. Bu süreç benim için oldukça önemli, çünkü kullandığım renkleri bir materyal olarak görüyorum. Renk hem dijital ortamda hem de analog ortamda bir malzeme. Örneğin analog ortamda Gerhard Richter'in bazı resimleri rengi bir doku, bir malzeme olarak kullanır. Benim yapmaya çalıştığım da bu dokuları dijital ortamda yaratmak ve bunları tekrar mimari materyallerle birleştirerek mimari kurgular yaratmak.

 

Peki ses kompozisyonları nasıl kurgulandı? 

 

Heykellerin görselleriyle birebir ilişkide olan ses, arkadaşım Ekin Cengizkan ile işbirliğimizin bir sonucu. Duyulan bütün sesler, Ekin'in farklı perküsyon aletlerini kullanarak oluşturduğu ve dijital ortamda manipüle ettiği seslerden geliyor. Birbirimizle diyalog kurarak, konsept ve kurgusunu beraber tasarladığımız bir üretim oldu.

 

Sergideki görsel ve işitsel ögelerin birlikteliği ile izleyicinin de dahil olduğu bir deneyim alanı yaratmayı amaçlıyorsun. Peki tek bir esere baktığımızda görsel ile ses nasıl bir hiyerarşik ilişki içinde?

 

Deneyim alanı doğru bir tanım. Bu sergi aslında, ziyaretçisi olduğu zaman çalışan bir sergi, diyebiliriz. Önemli olan ziyaretçinin sergi mekanına dahil olarak bu kurguyu ve mekanın kendisini farklı bir şekilde algılayabilmesi. Objelerin her biri farklı uzunlukta seslere sahipler, kimi yedi dakika uzunluğunda kimiyse bir dakikadan bile kısa. Görüntüler de seslerle birebir ilişkili. Bu nedenle genele bakınca beş farklı heykel beş farklı ses çıkarıyor ve zaman/mekan içinde kesişmeleri anlık kompozisyonlar meydana getiriyor.

 

İşlerinde kullandığın renklerin veya seslerin geldiği bir kaynak var mı?

 

Seslerin kaos yaşatmasını ve farklı duygular çağrıştırmasını, aynı zamanda heykel materyallerini anımsatmalarını istedim. Bundan önceki bir işimde kullandığım ses, fabrika ortam seslerini kaydederek oluşturduğum bir kompozisyondu. Çünkü eseri eski bir fabrika alanına özel olarak üretmiştim. Renkler ise kesinlikle bir şeyi sembolize etmiyor. Benim için oldukça önemliler ancak sembolik değerleri yok. Önemli olan ortaya çıkan kompozisyon ve o renklerin birbiriyle olan ilişkisini yaratabilmek.

 

Her bir heykelin mekanda birbiriyle ilişki kurar biçimde konumlanması bir şehir planını anımsatıyor. Bu sergiyi bir şehir planlayıcısı ve mimar beraber gezdiğinde sence işleri hangi şekilde okurlar?

 

Kurgunun bir şehir planını yansıttığı doğru. Objelerin yerleşimini de üzerlerine yansıyan gridlerle bağlantılı olarak kurguladım. Ortam mimari bir kompozisyon oluşturmayı amaçladığı için şehir dokusu olarak da algılanabilir. Mimarlardan farklı okumalar ve farklı düşünceler geldi, sanatçılar ve sanat ile ilgilenen kimselerle mimarlar arasında oldukça farklı bakış açıları oluyor. Şehir planlamacıları bu sergi hakkında ne der merak ederim doğrusu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    Please reload

     

    Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

    m: info@versusartproject.com