ÖMER PEKİN OP DEĞİL POP | OP NOT POP

 

Gerçeklik sanrıları 


Belkıs Balpınar, Ebru Döşekçi, Hasan Pehlevan, Ömer Pekin, Seçkin Pirim, Egemen Tuncer, Eser Tuncer ve Ekrem Yalçındağ'ın çalışmalarının yer aldığı "Pop Değil Op" adlı sergi soyut sanatta yanılsamanın anlamını irdeliyor. Aynı zamanda da sanatçıların optik ve soyut üretimlerindeki kavramları, estetik anlayışları bir araya getiriyor. 

 

Küratörlüğünü Marcus Gıaf'ın, asistan küratörlüğünü ise Melike Bayık'ın yaptığı "Pop Değil Op" adlı sergi 24 Mart'a kadar Plato Sanat'ta izleyiciyle buluşuyor. Farklı üsluplara sahip sanatçıların bir arada bulunduğu sergide, Op-aı tın olanaklarına dair çağdaş yorumlar görmek mümkün. Sergi, soyut sanatta yanılsamanın anlamlarım ve imkanlarını sorguluyor. Sergide yer bulan video, fotoğraf, resim ve heykel gibi farklı türden eserlerle soyut ve optik sanata ilişkin estetik tartışma yeniden hareketleniyor. 
Op-art, 1960'lı yılların deneysel resim akımlarından biri. Çizgi, renk ve desen kullanımlarıyla göz yanılsamalarına dayanan op-art, taşizm akımının biçimsiz, düşünmeksizin boyaların zemine serbestçe aktarılmasına eleştiri olarak nesnenin biçimselliğini vurguluyor ve onun gerçekliğini aktarabilmek için geometrik desenleri merkeze alıyor. Opart resimlerde kargaşanın, ani duygusal ve düşünsel gelgitlerin izleri bulunmaz. 
Op-art sanatının savaş sonrası Batı kültürünün inşa edilmesinde yürütülen alternatif çözümlerden biri olduğu söylenebilir. 
Kent mimarisi geleceğin mekan bağlamında kurgulanmasında moderniteniıı önemli araçlarından biri olageldi. 
Yapılaşma bu bakımdan sadece fiziksel bir alan tasarrufu değil, insanların yaşamsal ritimlerini belirleyen dışsal birer içeriğe sahiptir. Yapılaşma düşünsel düzlemde kurumsallaşmayı, op-art sanatı bağlamında da yüzeyin öngörülebilir desenlerle merkezileşmesini ifade eder. Sergide yer alan Ömer Pekin'in "Gradients" (2016), Ekrem Yalçındağ'ın "Balmoral Kalesi" (2017) ve Hasan Pehlevan'ın "Hafriyat" (2017) işleri yapılaşma kavramı etrafında hem birbiriyle hem de sanatseverlerle sohbet ediyor. "Hafriyat"ta geleneksel bir yapı imgesiyle karşılaşılırken "Gradients"te dijital uzamın kurgulan ışını gözlemleniyor. 
Derinlik duygusu içgüdülerin aksine kontrolün, hesaplanabilir olanın temsiliyetiyle maddenin üçüncü boyutu estetiğin konusu olarak gündeme geliyor. Basit desenin tekrarlanarak çoğaltılması, renklerin desen üzerinde farklı hareketler oluşturacak şekilde konumlanmasıyla ortaya çıkan derinlik duygusu izleyicide bir göz illüzyonuna neden olur. Sanat eserinin bulunduğu yüzeyin ön ve arka planlarının da esere dahil edilmesiyle derinliğin boyutları artarak geometrik modelle üretilen katmanlı bir evren tasarımıyla karşılaşırız. Bu evrenin illüzyonist mantığını devam ettiren organ ise izleyicinin yanılgıya teşne olan gözüdür. Sergideki tüm eserlerde, görsel algıyı etkileyen değişkenler üzerinde bir tür illüzyonist müdahaleler içeren, farklı perspektif kurallarının uygulamalarıyla karşılaşılıyor. Gölge, op-art sanatının çağdaş repertuvaıiarından biri olarak sergide kendine yer buluyor. 
Ebru Döşekçi "Shine" (2017), "Bugün Yarın" (2016) eserlerinde başarılı uygulamalarla sergide boy gösteriyor. Işığın kaynağının aynı zamanda evrenin kavrayışına ilişkin farklı yorumlar içermesine karşın, gölge, modern kentlerin, yapıtların, düşüncelerin yansımasını imlemesi bakımından sergide özellikli bir konum ediniyor. Döşekçi, ışık ve yapıtın bütünselliğine bakabilmeyi önererek eserlerinde gölgeyi anımsatıyor. 
Bu bakımdan deneyim serginin başlıca eylemi olması nedeniyle izleyiciyi bir yanıyla serginin nesnesi diğer açıdan öznesi konumuna getiriyor. "Pop Değil Op" sergisi izleyicinin performanslarını ortaya koyduğu büyük bir desene dönüşüyor. 
Bu akımın öncülerinden Vasaıely op-artı özel bir konu, öykü ve ya sembolik anlatımlar içermediğinden aslından herkesin sanatı olarak tarif eder. 
Buna karşın op-artın aslında tam da Vasarely'nin istediği amaca ulaşıp ulaşmadığını sorgulamak gerekiyor. Opart, kullandığı formlar ve içeriklerle izleyicinin görme biçimlerini merkeze alarak, onların sahip oldukları gerçeklik algısını bozarak sarsmayı amaçlar. 
Yanılsama eserden başlayarak gözden beyne aktarılmayı içeren geniş bir öyküyü ifade eder. 
Sergide optik sanatın teorik ve entelektüel birikiminin farklı malzemelerle uygulama örneklerini görüyoruz. Optik sanatın sahip olduğu biçimsel zenginliğinin vurgulandığı sergide eserler, basit desen, gölge, çizgi ve perspektif müdahaleleriyle düzlemde çok boyutlu etkiler yaratıyor. Yapıtlar genel olarak iki boyutlu olmasına karşın, optik sanatın verdiği olanaklar sayesinde izleyiciler eserlerle karşılaşmalarında sanatçıların çok boyutlu diınyalarıyla buluşmuş oluyorlar. Sanatçılar eserlerinde yapısal fikirlerin yanında simüle edilmiş gerçeklikleri ortaya çıkarmak için op-artın stratejilerini ve laktiklerini kullanıyorlar. Geometrik desenlerin kullanımı tuvalleri, galerinin düzlemlerini, çeşitli üç boyutlu malzeme yüzeylerini dinamik sanat parçalarına dönüştürüyor. Ancak, dinamiklik algı eserlerin mekan ve hareket yanılsamasının bir sonucu olarak aslında izleyicideki duyusal bozukluğun yansıması olarak ortaya çıkıyor. 
Gerçeklik algısı Sergi op-artın çağdaş yorumlanmasında dijital teknikleri, dijital estetiğin sanat ve toplum üzerindeki etkilerini yeniden ele alıyor. Klasik op-art örneklerinden farklı olarak izleyiciyi yanıltmayı veya yanılsamanın düzeylerini gizlemenin yerine 'gerçeklik algısının' yeniden oluşmasına imkan tanındığını görüyoruz. Bu bakımdan, serginin adına yüzeysel bir pop ya da dekoratif temelli süsleme sanatından değil, aksine, op-art sanatını, gerçek-ötesi, gerçeklik temaları etrafında yeni düşünsel, sanatsal patikalar yaratabilecek bir paradigma olarak ele almak daha yerinde olacak. 
İzleyicilerin bakış açılarından sonra serginin anlatısına dahil olmalarını sağlayacak diğer bir olgu mesafe. Mesafe, izleyicinin esere olan uzaklığına bağlı olarak eserin insanlara anlatacaklarını farklılaştırıyor. Böylece eser sabit kalmasına karşın, anlattıkları bağlamında izleyicinin deneyimi biı icikleşiyor. Boşluğun olmadığına dönük kavrayış, karşılaşma anında eseri yeniden boyutlandırarak görme biçimlerimize odaklanıyor. John Berger'ın önemle üzerinde durduğu temalardan biri olması bakımından perspektif mesafeyi görselleştiriyor. Gerçeklik algımızı dönüştürmeyi amaçlayan tüm fiziksel ve düşünsel müdahalelerde olduğu gibi sergi, gerçeklikle insanın arasında bir faz olarak okunduğunda, izleyici gerçekliğin karmaşık evrenine girme cesareti gösteren olarak tarif edilecektir. 

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com