ATOPOS PROJECT

 

Bir kent şiiri 

 

Bitmeyen, daimi bir inşaat hali, kentlerde insan selleri, ticari ağlar, turizm adacıkları... Rafet Arslan'ın küratörlüğünü yaptığı "Atopos Projesi" sergisi kent mekanları üzerinde insanlığın kapitalist sistem içerisindeki rekabete dayalı ve kendi doğasına yabancılaştıran biteviye rutini kıran görüntüleri karşımıza çıkarıyor. 

 

Kentsel planlamanın en temel amacı disiplin ve maddeselliğe; kâr odaklı gelişime dayalı olmasına rağmen sanki insanlığın genel ihtiyaçlarına ve bunlara dayalı taleplerine dayalı çalışıyormuş gibi kendini göstermesi de ayrı bir stratejisi. Çünkü arazinin belirli amaçlar doğrultusunda kullanıldığı ve öyle ya da böyle bir şekilde bir amaca hizmet ettiği uygulamadan bahsediyoruz. Bu arazilerin sınırlandığı -mülkiyet-, sınıflandırıldığı, üzerine inşaat yapıldığı, çevresel düzenleme ve nihayetlendirilmesiyle de ideolojik bir amaç doğrultusunda arz edildiği bir uygulamadır. 
Bir arazi üzerinde inşa edilen her bir mekanın hacmi kadar, maddesel ve sembolik bir değeri var. Peki özgürlüğü, bağımsızlığı ve yaratıcı düşünceyi soluyacağımız, hayal edeceğimiz, hatta gerçekleştirmek üzere planlar yapabileceğimiz alanlar neresi olacak? Sahi, kent mekanında her yer işgal edilmiş midir? Ya da aksine kent merkezi ya da periferisinde zamanında planlanan ve inşa edilen mekanlar arasındaki kesişim noktaları, köşeler, kısaca boşluklar bizlere farklı bir dünyanın mümkün olabileceğini müjdeleyen yerler olabilir mi? İşte Rafet Arslan'ın küratörlüğünü üstlendiği ve başlığını Stockholm Sürrealist Grubu'nun 1990'ların ortasında geliştirdiği bir projeden alıntıladığı "Atopos Projesi", bu soruları içeren bir kavramsallaştı rinayla bizleri "...Şehirsel alanın sınır bölgelerinde/ deneyimlerinde gezintiye çağırıyor". 


24 Mart'a kadar Versus Art Project'te izlenebilecek olan sergide yer alan sanatçılar bu gezintiye dair neler öneriyor, bunun ipuçlarına bakalım. 

 

Önceliği 'atopos' kavramına verelim. Hızla artan ve genişleyen kent planlaması içerisinde bazı mülkler, binalar veya yollar arasında ortaya çıkan boşluklar ve meydanlar terk edilmiş ya da unutulmuş durumdadır. Toplumsal yaşama üstten bakan bir kent planlaması mülk alanlarını sınırlandırır ve tepeden inme sınırlar çizerek, sınıfsal ayrışmayı derinleştirir. Ayrıca yoğunlaşan kentleşme sonucunda, bu binaların hepsi -tarihsel süreç içerisinde- işlevlerini; her zaman tam tamına ve yerli yerinde gerçekleştiremezler. Bundan dolayı etrafımızda kullanılmayan ama çitlerle çevrili bölgeler bulunuyor; işlevsel olarak bir fonksiyona sahip olmayan ve bununla birlikte kolay görülmeyen alanlar, yani 'atopos'lar; 'yok-yerler'. İşte sanatçıların bu yerlere dair işleri sergideki çalışmaları oluşturuyor. 

 

Alper T. İnce, Kudüs'teki Hoşgörü Müzesi görselleri üzerinden oluşturmuş çalışmasını. Frank Gehry ile başlayan, ardından Ghyutins Mimarlık ile devam eden ama onların da projeden çekilmesiyle bir sırra dönüşen binanın öyküsü, sanat tarihinin ilgi çekici konuları arasında. Sanatçının öğütülmüş kemik tozuyla, inşaat sürecinde ortaya çıkan kemiklere referans veren işi, nekropol ve agora arasındaki yakınlaşmaya dikkat çekiyor. 

 

Bunun yanında Nevzat Sayın'ın Sarıgöl Mahallesi'ndeki kentsel dönüşüm sürecine dair kayıt altına aldığı fotoğraflar ve sergi mekanında Yusuf Murat Şen'in eski fotoğraf üretim tekniğini kullanarak yine kentsel dönüşüm ve soylulaştırma projelerine dair eleştirel bakışını sunduğu çalışmaları atopos'un kent psiko-coğrafyasına dair tespitini içeren çalışmalar arasında yer alıyor. Zira bu olgular, toplumların çöküşü ve bireyin nevrotik hale gelişinin nedenleri arasında. Bu kentsel dönüşüm canavarını İrfan Önürmen'in heykeli ve duvar yerleştirmesinde cisimleşmiş halde görebilirsiniz. 


Yiğit Koç'un mühürlerle yaptığı "Yaşadıkları Yer" başlıklı çalışması bir mekan, onun öyküsü ve kalıntıları mantığı üzerinde geliştirilmiş. Sercan Apaydın da Doğan Apartmanı'ndan çıkan ahşap pencere ve kendi soyut formlarının bileşkesinde iş üretirken, atopos ekseninde, kent atıkları, artanlar ve yeni düşünce modellerinin kombinasyonu olarak bir okuma öneriyor. 
Deniz M. Örnek'in kentleşme olgusunun failini/failleriııi -ki bunlar yüzyıllardır insanlığın başındalar- cisimleştirirken, arkada yer alan İstanbul çizimi dikkatimizi aktüel politikanın uygulamalarına çekiyor. Atopos'un önemli bir özelliği teksinsiz karşılaşmalar sunması; bunu da sergide Zeynep Beleı 'in çalışmalarında görmek olası: Yani mekanların absürt, saçma ve ironik görüntüleri ve mimari detayların bu ironide yan yana gelişleri... Bunu, politik bir eksende ve absürtlük üzerinden Mehmet Çeper 'in çalışmasında da görebilirsiniz. 

 

Atopos'u sanal gerçeklik üzerinden ele alan iki çalışma sergide yer alıyor. Can-D & Chew-z bilgisayar oyunları ve kurgusu üzerinden hareket ediyorlar. Sanal dünyanın yok-yerleri ve arızalı alanları, bizlere 'glitch' olgusuyla geliyor. Nejat Satı'nın eski moda bilgisayar oyunlarının sınırlı hafızalarından dolayı görselliklerinin limitli olduğu bir araba yarışı görselini gösteren çizimi uzakta varılamayan bir köy imgesiyle gerilim yaratıyor. Asla gidilemeyen o köy, programcıların yeteneğine bırakılan bir görselliği tuvalde tekrar inşa ediyor. Resim bağlamında ve serginin mekan poetiği ekseninde soyut ve şiirsel çalışmalar, Ezgi Yakın'a ait "Meskeni Yakın veya Ufuk Beklentisi" isimli çalışmalarında da görülebilir. 


Atopos'un önemli bir özelliği içinde garip nesneler ya da olgular barındırması ya da garip görüntüler vermesi. Zira atoposlar kent planlamanın kusursuz addedildiği ve kapitalist çarka o amaçla sunulduğu coğrafi ve mimari yapı içerisinde direnç odakları yaratırlar. Bu özellikleriyle koııvansiyonel anlamda herhangi bir değere sahip değillerdir. Ama gelenekselden bahsetmiyoruz zaten, değil mi? İşte serginin başlıca retoriğini gizli gizli ve beklenmedik yerlerde büyüyenleri içeren duvar yerleştirmesiyle Nalan Yırtmaç'ın çalışması oluşturuyor. İsmet Doğan'ın kent kartografisi ve üzerinde yer alan ekolojik yok oluşa referans veren çiçeklenmeleri serginin öyküsünü tamamlıyor. 

 

"Atopos Projesi", sistematik ve düzenli araştırma gerçekleştirerek, yalnızca soy kütüksel bir gelişim ve fotoğrafa dayalı bir dokümantasyonu sunan yapıda değil. Böyle olsaydı, sergi dokümantasyon olarak sanat odaklı bir söyleme dönüşürdü. Aksine, gerçeküstücü bir oyunsuluğu, kişiselliği, gerçekııstücü bir araştırma laboratuvarının çıktılarını ve görüntülerini ortaya koyuyor. Bu toplumsal bakışın belki de ihtiyaç duyulan günümüzdeki gerekliliğidir, belki de bakmamız gereken kaldırım taşlarının altıdır, ama o kumsalı bize ileten, yok-yerlerde filizlenen bir çiçek ya da yeşermeye başlayan otlar olacaktır. 


Kent çeperlerinde ve kent bitişim noktalarında nelerden esinlenilebilir? Yani diğer bir deyişle kentin yokyerlerinde nasıl bir zenginlik keşfedilebilir? Beton, kuraklık, kentleşme, hava kirliliği, bilgisayar oyunları ve kentin artık arıza veren alanlarında şu görüntüler göze çarpıyor: bitmeyen, daimi bir inşaat hali, kentlerde insan selleri, ticari ağlar, turizm adacıkları... İşte bu sergide, kent mekanları, yerleri, alanları üzerinde insanlığın kapitalist sistem içerisindeki rekabete dayalı ve insanlığı kendi doğasına yabancılaştıran biteviye rutini kıran görüntüler karşımıza çıkıyor. 


Kentin rekabete dayalı yapısının bitişim yerlerindeki çiçeklenme, yaban otları ve sığınma alanları, bu görsellerin içerisinde keşfedebileceğimiz odaklar. Bundan daha etkili bir şiir düşünülebilir miydi? Ya da bu çağda bir kent şiiri nasıl yazılabilirdi? "Atopos Projesi" buna dair bir önerme sunuyor. Elbette son karar izleyicide!

 

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com