ÖMER PEKİN | THE UNCANNY. THE REAL. THE EPIPHANY

14.05.2018

 

TEKİNSİZ GERÇEKLER

 

Ömer Pekin 10 Mayıs - 9 Haziran tarihleri arasında Versus Art Project'te gerçekleştirilecek "The Uncanny. The Real. The Epiphany." isimli kişisel sergisinde izleyiciyi ürettiği nesnelerle farklı bir ilişki kurarak onları deneyimlemeye ve anlamlandırmaya davet ediyor. 

 

Oldukça ilginç ve merak uyandıran bir sergi başlığı ile karşı karşıyayız: "The Uncanny. The Real. The Epiphany." Sergi isminin nereden geldiğini öğrenebilir miyiz? 


Tabii, aslında serginin ismi sergiyi yaratırken düşündüğüm ve tasarladığım sürecin özeti diyebiliriz. Bu sergi farklı nesnelerin izleyiciyle olan etkileşimini temel alan bir projedir. •Etkileşim den kastettiğim, izleyicinin karşısına çıkan form ve biçimleri farklı şekillerde algılaması ve kendi yarattığı bir gerçeklik algısına yerleştirmesidir. Bu sergide de diğer çalışmalarımda olduğu gibi, bir objenin kendisine ait. onu biçimsel olarak tanımlayan birden fazla gerçekliğe sahip olduğunu savunuyorum. Objelerin, ilk bakışta, belirli bir mesafeden görsel olarak algıladığımız gerçekliği, bahsettiğim bu gerçekliklerden sadece bir tanesidir. Objelerin yakınına gittiğinizde yapılarından dolayı gerek form olarak, gerekse kinetik yapılarından dolayı farklı niceliklerini keşfediyorsunuz. Objelerden tekrar uzaklaştığınızda ise bütün bu bilgilerle o nesneyi tekrardan tanımlayabiliyorsunuz. Bu küçük performatif etkileşim, izleyicinin algısını eserin anlamlandırılmasındaki ana unsur olarak ele alıyor. Bu durumda aslında ilk başta tanımlayamadığımız. sadece görsel olarak algıladığımız bir nesne, yakınlaşıp uzaklaşıldıgında kendisine ait farklı nitelikler ve bir gerçeklik algısı oluşturuyor. Bütün bu nitelikleri birleştirdiğinizde yeni bir farkmdalık ortaya çıkıyor. İşte bu süreci tasarlarken serginin başlığı ortaya çıktı: Önce tam olarak anlaşılmayan, mistik bir obje; 'The Uncanny-. sonrasında ona ait gerçeklikler; 'The Real- ve bunların tamamından ortaya çıkan yeni bir algı; 'The Epiphany-. 
Mimarlık eğitimi aldınız. Sanatın yanında mimarlık alanında da çalışmalarınız aktif olarak devam ediyor mu? Mimarlık eğitiminizin sanat alanındaki çalışmalarınızı nasıl etkiliyor? 


Alman Lisesi'ndeki eğitimimi tamamladıktan sonra Avusturya'da. Viyana Güzel Sanatlar Akademisi'nde mimarlık üzerine lisans eğitimi aldım. Sonrasında Los Angeles'da SCI-Arc'da (Southern California Institute of Arehitecture) yine mimarlık üzerine yüksek lisans diploması aldım. Uzun bir süre boyunca, yaptığım tüm bu çalışmaların, projelerin mimarlık olduğunu iddia ediyordum. Araştırmaya ve üretmeye devam ettiğim bu süre sonunda, çalışmalarımı sanatçı-mimar kimliğim altında toplamaya başladım. Belki de 'mühendismimar'dan sonra yeni bir mimari tanımdır 'sanatçı-mimar-. Bu kimliğimle de evet hem mimari yapıtlarla hem de sanatsal projelerle ilgileniyorum. Şu anda sergilerle eş zamanlı olarak Şevki Pekin Mimarlık'ta mevcut mimari projelerin hepsiyle yoğun bir şekilde ilgileniyorum. Bu iki dal da birbirini oldukça besliyor. Sanatsal kısımdaki biçim araştırmaları ve değişik materyal tanımlan mimarlık pratiğimin temelini oluşturuyor. 

 

Daha önceki proje ve sergilerinizden bahsedebilir misiniz? Versus Art Project'te gerçekleşen 'The Uncanny. The Real. The Epiphany.' serginizi bugüne kadar olan projeleriniz arasında nasıl konumlandırıyorsunuz? Ocak ayında Galata Rum Okulu'nda gerçekleştirdiğiniz projeniz'Procedural Reality'ile bu serginizi nasıl ilişkilendirirsiniz? 


Bu soruya. 'Procedural Reality' sergisinden kısaca bahsederek başlayabilirim. 'Procedural Reality' beş adet cam heykelden oluşan bir enstalasyon projesiydi. Cam materyalini mimari olarak ele aldığımızda oldukça işlevsel bir madde olduğunu gözlemleyebiliriz. Cam normalde ışığın iç alana geçişini sağlamak amacıyla kullanılıyor. Ancak ben materyalin bu temel işlevinin ötesine geçmek adına farklı cam parçaları üzerine değişik desenler yansıttım. Bu desenlerin her biri, tek bir renkten oluşan, dijital olarak manipüle edilmiş özgün görüntülerdi. Projeksiyondan yansıtılan bu resimsel kompozisyonlar camın, alışılagelmiş 'geçirgenlik' özelliği ile birleştiğinde, izleyicilerin hem bu yüzey üzerinde oluşan görüntü ile etkileşime geçerek farklı bir deneyim yaşadıkları, hem de camların nesne olarak birbirleriyle etkileşime geçtikleri bir çalışma oldu. Versus Art Project'deki sergiye de baktığımızda aslında ilk olarak biçimsel olarak farklı algılayabiliriz ancak ben sergilenen işlerin oldukça benzer, birçok ortak noktaya sahip olduklarını düşünüyorum. 'The Uncanny. The Real. The Epiphany.' sergisinde de yine izleyicinin sergilenen eserlerle olan etkileşimi ön planda olacak. Bu etkileşim serginin kurgusunun temeli diyebilirim. Yine renk ve materyal ilişkisi oldukça yoğun olarak incelediğim bir tema. Daha önce bahsettiğim, bir objenin algısını biçimlendiren 'kompozisyon' ve onun yarattığı etkileri geliştiren 'resimsel' yapı bu serginin de bundan önceki sergilerimin de temelini oluşturuyor. 
'Color is a material' serisinde çalışmalarınızda rengin de en az teknik kadar önem taşıdığını görüyoruz. Kullandığınız koyu renklerle vurgulamak istediğiniz bir fikir var mı? 
Koyu renkler aslında sadece onlara olan ilgimden dolayı gelişti. 
Objelerin resimlerini gören pek çok insan 'siyah heykellerden' bahsediyor. Aslında ne siyah var ne de heykel! Dikkatle incelendiğinde veya tekrar tekrar yakından bakıldığında, nesnenin renginin bambaşka olduğunu görebiliyorsunuz. Bu da tam olarak tek seferde anlaşılması zor olan bir obje yaratmak konusundaki arzumu tatmin ediyor. 


Rengin belli edilebilmesi için sınır ve şekle ihtiyacı vardır. Serginizde rengin materyale, kağıdın objeye, yüzeyin boyuta dönüşmesinden bahsedebilir miyiz? 


Aslında oradaki rengin tanımı biraz da Deleuze'ün Francis Bacon'm üzerine kaleme aldığı yazılarında yer alıyor. Renk ne yaparsanız yapın bir yerlerde bir sınırı olan bir olgudur. Yani bir renk, bir renkten öteki bir renge geçerken bir sınır yaratır. İki boyutlu bir düzlemde de bu sınır işte o rengin şeklini yaratır. Bu amorf bir şekilde de gözlemlenebilir, çok daha belirli bir şekil de yaratılmış olabilir. Bu noktada rengi olan her obje biçimsel olarak da tanımlanmış diyebiliriz. Belirli bir biçimi ve formu olan bu nesneler de "obje" tanımına hemen hemen uyuyor. Bir objenin tanımını yaparken meydana geldiği materyalinden de bahsediyoruz. Burada da sadece renkten oluşan bir biçimin renk dışında bir materyale ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Renk bir objeyi tanımlamaya yetiyor. 
1991 İstanbul'da doğmuştur. Eğitimini Avusturya'daki Akademie der bildenen Künste Wien'de Mimarlık Bölümü'ne tamamlayan Pekin, yüksek lisansını SCI-Arc, Southern California Institute of Architecture'da gerçekleştirmiştir. Dijital ortamda geliştirilmiş mimari kompozisyonları sanatsal boyutta incelemek için kendi geliştirdiği yazılımlar aracılığıyla resimler yaratmaktadır. Yazılımları sanat ve mimari arasında görsel bir pratik tanımlayarak her seferinde birbirinden farklı formlar yaratmayı amaçlamaktadır. Bunu yaparken sanatçı, dijital kaynaklara geçici bir maddesellik vererek analog resim yapma teknikleriyle ilişkilerini incelemektedir. Ömer Pekin yaşamını ve çalışmalarını İstanbul'da sürdürmektedir. 

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com