SABO | Paracetamol

Sabo'nun gerçek ile kurgu arası kompozisyonlarında çocukluk korkularını paylaştığı ilk kişisel sergisi 'Paracetamol', 10 Ocak-23 Şubat tarihleri arasında Versus Art Project'te izlenebiliyor. Sanatçının zihninde yer eden anılar, gerçeklik ve hayal arasında gidip geliyor ve izleyiciye sürreal bir dünya sunuyor.  
Neye göre biriktiriyoruz? Bilinçaltımıza yerleşen anlar; korktuğumuz, heyecanlandığımız, uzaktan izleyip etkilendiğimiz, hiç unutamadığımız, unuttuk sandığımız... Sabo'nun ilk kişisel sergisi 'Paracetamol' de çocukken yaşadığı bir olay sonucu ortaya çıkan en büyük korkusundan doğuyor. Sanatçının son dönem ürettiği çalışmalarını bir araya getiren sergi, çocukluğundan beri taşıdığı, belleğinden çağırdığı hikayeler ve görüntülerden oluşuyor. Bu çalışmaların referanslarını biriktirdiği, aynı zamanda serginin de bir parçası olan not defterleri kolajlar, fotoğraflar, sözler içeriyor. Kurgu ile gerçek arası kompozisyonları, izleyiciyi zihnin zaman yolculuğuna davet ediyor. Herkesin kendi hikayesine dokunacak 'Paracetamol'ün yan etkileri 10 Ocak-23 Şubat tarihleri arasında Versus Art Project'te görülebiliyor. 


Paracetamol'ün sözlük anlamı ağrı kesici, ateş düşürücü ilaç. Peki serginin ismi nereden geliyor? 


Sergide, serginin ismini veren 'Paracetamol' adlı bir işim var. Amerikalı bir biyokimyacı olan Julius Axelrod'ıın portresi. Kendisi ayrıca neredeyse çoğu ilacın içerisinde olan 'Paracetamol'ün etken maddesini bulan ödüllü bir kimyager. Benim için ise en büyük korkumun mimarı. Çocukluğumda, ufak bir hastalık sonucunda içmem gereken dozdan (paracetamol) fazlasını kullandığım için bir hafta süren bir baş dönmesine maruz kaldıktan sonra halen en büyük korkum olan baş dönmesini ele aldığım bir çalışma, iyileştirmek üzere kullanılan bir ilacın sınırlarının çok hassas olması ve geçmişte yaşanmış bu korkuların şu an ile birleşmesi sonucu ortaya çıkan bir iş. 


Sergideki çalışmalarınızı bir araya getiren kavramlar, imgeler, referanslar neler oldu? 


Tüm sergi son dönem yaptığım işlerin bir araya gelmesiyle oluştu. Hepsinin ortak noktası zihnimde yer etmiş ufak anılar ve duygulardan ortaya çıkan birtakım hikayeler. Bazen değişen bazen de sonuçsuz kalan küçük, hızlı detaylar. Okuduğum bir kitap ya da bir film ile birleşen ve tekrar şekillenen kurgular veya çarpıcı bir olay sonrasındaki geride kalan hislerin etkisi sergideki referans noktalarımı belirledi. 


Çalışmalarınızın çoğu çocukluğunuzdan süregelen, belleğinizden çağırdığınız, bazen hayal ile gerçek arasında gidip gelen hikayeler ve görüntülerden oluşuyor. Bu hatıralar zaman içinde güncel olan ile harmanlanarak değişime uğramıyor mu? 


Tüm bu anıları defterlere işlemeye başladığım zaman onların bende bıraktıkları hisleri daha rahat anlamaya ve anlamlandırmaya başladığımı gördüm. Bazılarının üzerinde daha fazla durup tekrar düşünmem gerekti. "Şimdi olsa nasıl olurdu?" sorusu kendini göstermeye başladı. Tüm bu duyguların, değişimlerin üretim anma çok yakın olduğunu düşünüyorum. Havada uçuşan birçok fikir ve görselin kat kat işlenerek ve şekillenerek son halini alması. İş bittiğinde içerisinde hem eskinin hem de yeninin olduğu bir harman ortaya çıkıyor. Geçmiş zamanı ve şimdiyi bir araya getirip yeni bir hikayeye doğru yola koyuluyorlar. 


Serginin katalog yazısında bahsedildiği gibi, bir çocuk oyun oynarken başının üstünde durarak etrafına tersten baktığında her şeyin farklı göründüğü bir dünya keşfeder. Fakat bu dünya ayağa kalkması ile yok olur ve gözünün önünde sadece bazı görüntüler kahr. Sizin de başınızın üstünde durup çevrenizi tersten izlediğiniz olur mu? 


Son zamanlarda daha fazla yapmaya çalışıyorum. Görüş açışını bir anda tam tersine çevirmek tüm alışkanlıklarını sorgulamaya itiyor insanı. Terste kaldığım bu zamanı belki yavaş yavaş biraz daha artırmalıyım. 
Resimlerinizin kendilerine ait görsel bir heyecanı var. Hikayeler tuvalde bitmiyor, sayfayı çevirmek istiyorsun. Başta kurguladığınız kompozisyonlara sadık kalır mısınız yoksa içgüdüsel bir üretim süreciniz mi var? 
Her resim bir araya gelip toplu halde bir ses çıkarsa da tek başlarına kaldıklarında da aynı heyecanı korumalarını istiyorum. Hem hikayeye sadık kalıp hem de ufak detaylarla birbirlerinden farklılaşabiliyorlar. Üretim sürecim ise bazı işlerde değişebiliyor. Kimi zaman resim kurgudan ve eskizden uzaklaşıp bir anda kendi yolunu çizmeye başlayabiliyor. O zaman ipleri biraz gevşetmek gerekiyor sanırım. 


Resimlerinizde grafik ile resimsel öğeleri aynı anda kullanıyorsunuz ve kompozisyonlar kendi içinde boyutlara ayrılıyor. Sanki hafızanızdan çağırdığınız farklı zaman dilimlerinin yansıması gibi... 


Herhalde etrafımda uçuşan belli belirsiz bir takım katmanlar bunlar. Bazılarını deniyorum. İşe yarayanları ekleyip kalanını tekrar geri bırakıyorum. Hepsinin ayrı bir zamanı var sanırım. Bu havuzu olabildiğince genişletmek istiyorum. 


Sergide yer alan bir seri çalışma, beynin tomografik görüntüsünü andıran görseller üzerine çizilmiş amorf desenlerden oluşuyor. Ne anlatıyor bu seri? 


Bu seri Albert Camus'nun "Veba" romanına bir gönderme diyebilirim. Camus'nün portresi ile başlayıp kafatasının tomografi katmanları ile devam eden bir seri. Her katman birbirinden farklı desenlerle ayrılıyor. Her birimizdeki DNA farklılıkları gibi. Romandaki durmadan değişen, adeta bir gel-git haline gelen 'umut ve umutsuzluk' kavramları ile oldukça bağlantılı. 


Not defterlerinizdeki kolajlar, resimler, sözler, hepsinin birer hikayesi var mı? 


Defterlerimdeki işlerin neredeyse çoğunun hikayesi var. Günlük gibi diyebilirim aslında. Bu sergide de olduğu gibi kimi zaman bu defterlere geri dönüp onların içerisindeki hikayeleri resimlerimde kullanabiliyorum. 


Bazı resimlerinizde ve kolajlarınızda tanınmış kişilere ait sözler, şarkı ve romanlardan alınmış cümleler var. Mesela Ernest Hemingway'ın elinde balık tuttuğu tarihi fotoğrafa gönderme yapıyor sergideki resimlerden biri... 

 

Hemingway de sergide işaret ettiğim yazarlardan biri. Farklı mecralarda üretim yapan herkesi aileme davet etmeyi seviyorum. Üretim sürecimde toplanıp bana rehber oluyorlar. Etkileri de işlerimde bazen bir fotoğraf kadrajı bazen de söz olarak kendini gösteriyor. 


Yıllar içinde üretimlerinize baktığımızda hastalıkları konu alan, yorumlayan ve tıbbi terimlerden esinlenen çalışmalarını görüyoruz. Nasıl başladı bu esinlenme? Bütün bu tıbbi terimler ve hastalıkların altında yatan metaforlar neler? 


'İyileşme ve iyileştirme' kavramları bana oldukça etkili geliyor. Vücudun evrilmesi ve sonrasında geriye bıraktıkları. Bu değişimler ve yaşanmışlıklar karakteri daha da kuvvetlendiriyor. Hastalık terimini bazen bir düşünce hastalığı, bazen de ilk anlamıyla ele alıyorum. Her ne olursa olsun yola devam etme durumu oldukça güçlü. Hepimiz zaman zaman iyi ya da kötü anlamda değişebiliyoruz. Bunun farkında olmak sanırım en doğrusu. 


Bugüne kadar farklı sanatçılarla birçok karma sergide yer aldınız, ilk kişisel serginize hazırlanmak nasıldı, nasıl bir süreç geçirdiniz? 


Oldukça heyecanlı ve bir o kadar da keyifli bir süreç oldu benim için. Kişisel sergi sürecinin temposu sanırım karma sergilere göre biraz daha yüksek. Versus Art Project'te bu süreci oldukça rahat ve herhangi bir sıkıntı olmadan geçirdim. 


'Paracetamol'ün izleyiciye etkisi ve/veya yan etkileri neler? 


Herkesin isteyerek ya da istem dışı belleğinde tuttuğu, silemediği birtakım anılar mutlaka vardır. Her ne kadar ufak ya da önemsiz gözükse de bizi biz yapan detaylar bence bunlar. Sergideki resimler ile izleyen arasında bir bağlantı yaşanırsa belki o hikayeler içerisine de 'Paracetamol' bir yerden dahil olur. "En büyük korkum ne?" sorusuyla bende baş gösteren bu süreç; sergi sonrasında izleyici için nasıl bir yan etki bırakacağını merak ediyorum. 


'Paracetamol'e paralel Amerikan Hastanesi Operasyon Room'da devam eden "Pozitif Alan" sergisinde de bir çalışmanız yer alıyor. O sergide yer alan çalışmanıza dair neler söyleyebilirsiniz? 


"Pozitif Alan" için serginin küratörü Alper Turan ile proje öncesi birkaç kez bir araya geldik. Serginin ortaya çıkma hikayesini ve tüm detayları konuşma şansımız oldu. Farklı medyaları kullanan sanatçılardan oluşan, HIV/AIDS'i deşifre etmeye çalıştığımız güzel ve anlamlı bir sergi ortaya çıktı. Ben bu sergiye dört farklı çalışma ile katıldım. Çocukluğumda bir dergide görüp görselliğinden etkilendiğim Kaposi Sarkomu tümörünün mikroskobik görüntülerini kullandığım birtakım işler çıkış noktam oldu. Ayrıca ilaca erişim kısıtlamaları yüzünden hastalığın en ölümcül olduğu dört farklı ülkeyi koordinatları ile belirterek bir harita çıkarmaya çalıştım.

Please reload

 

VERSUS ART PROJECT

 Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com