ALPER DERİNBOĞAZ | Space Graph

  

Alper Derinboğaz 19 Eylül-13 Ekim tarihleri arasında Versus Art Project'te gerçekleşecek "Space Graph" başlıklı kişisel sergisiyle Antroposen çağında zaman ve mekanın değişen ilişkilerini inceleyerek bunu mimarlığa tercüme etmeyi deniyor. Serginin koordinatörlüğünü Dilek Öztürk üstleniyor. 

Mimarlığı yapma biçimlerini nasıl yorumluyorsunuz? 


Mimarlığı, sanat ile bilimin birleşimi olarak görüyordum. Bu iki farklı (görünen) alandan birini diğerine tercih edemediğim için lisans eğitimimi mimarlık üzerine almak istedim. Fakat lisans eğitimim boyunca 'bilim ile sanatın birleşimi mimarlıktır' kanımın tam olarak doğru olmadığını öğrendim. Okuldan mezun olup, edindiğim bilgiler üzerinden mesleği uygulamaya başladığım zaman mimarlığın kendi başına bir disiplin olduğunu ve tekrar eden belli şeylerin mevcut bulunduğunu gördüm. Bu yalnızca mimarlık için geçerli değil, sanatta da tekdüzeleşmiş bazı durumlar var. Bana göre yaptığımız çalışmalar ve sergiler tekrarların oluşturduğu sınırların dışına çıkmak için bir araç. Nasıl pozitif bilimde doğru bilgiyi elde etmek için deney yapmak şartsa, sanatta da sürekli bilmediğin yeni bir şeyi öğrenmen gerekiyor. Bu yüzden ben mimarlığı da sanatı da bir laboratuvar ortamı olarak görüyorum. Ders verdiğim ITÜ'deki stüdyoda da mimarlığı, morfogenetik dijital tasarım stratejilerini, kolektiflik gibi yeni sosyal olguları bütünleştirici bir şekilde incelemeye çalışıyoruz. Bunlar biziın için laboratuvar yani bir oyun alanı. Eiııstein "Araştırmanın en üst formu oyundur" demişti. Çok doğru olduğunu düşünüyorum bu tespitin. Deneyler yapıyoruz, mimari ya da sanatsal bir iş ortaya çıkarıyoruz ve bu daha sonra bir yapıya dönüşüyor. 2010 yılında kurmuş olduğum Salon da benim için laboratuvar görevini görüyor. 


Süreçlerinizde, sergilerden evrilen projeleri izleyen bir süreklilik olduğunu gözlemleyebiliy3oruz. 

 

14. Venedik Mimarlık Bienali'nde Murat Tabanlıoğlu küratörlüğündeki Türkiye Pavyonu'uda sergilenen "Gelişigüzelin Metodları" için İstanbul üzerine yaptığım mimari araştırmalar bienalden sonra İstanbul Kent Müzesi'ni ortaya çıkardı. 2010'da yüksek lisans öğrencileri ile birlikte Bilgi Üniversitesi'nde yaptığımız "Çapraşık" sergisi Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde büyük ölçekli bir cephe projesi halini aldı. Projelerimizde ölçekten bağımsız bir süreklilik var, hepsi birbirinden besleniyor ve aralarında bir ayrım gözetmiyoruz. Buradan hareketle projelerimizi kent ölçeğinde yer aldığında mimarlık, galeri ölçeğinde yer aldığında ise sanat olarak niteleyebiliriz. Mimarlık aslında kentsel bir sanattır. Mimarlığın mekanı sıkıştırma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Aslında her şeyin özünde zaman var ve mekan da zamandır. 


Çalışmalarınızın altyapısını hangi düşünceler oluşturuyor? Laboratuvar kavramı bağlanımda deneme süreçleriniz ve bu süreçlerde incelediğiniz ortamlar/mecralar nasıl şekillendiriyor? 


İnovasyon düşüncesi temel taşlarımızdan biri. İnovasyon ve yaratıcılık bir şeyi sıfırdan yaratmak değil. Bundan ziyade inovasyon, var olan durumlar üzerinden araştırmalar yapmak ve bir araya getirilmeyi bekleyen şeyleri birleştirmek ve ortaya yepyeni bir şey çıkarmak olarak tercüme edebilirim. Tabii bu çok ender olan bir şey ama buna yaklaşacak yöntemleri benimsiyoruz. Ürettiğimiz bazı fikirleri dijital fabrikasyon tekniğiyle hayata geçirmeye çalışıyoruz. Modelleme aracılığıyla maketler yapıyoruz, bunların kullanılabilirliğini, sürdürülebilirliğini ve esnekliğini test ediyoruz. Ofiste ya da stüdyodaki ekip arkadaşlarımın payı çok büyük. Ürünün üretim sürecine beraber tanıklık ettiğimiz için aramızda oluşan diyalog sayesindeki fikir alışverişi çok önemli. Tüm bunlar sürecin bir parçası. 
Son dönemde minerallerle, buzla, kristallerle yani doğal oluşum süreçleri 3D print gibi güncel üretim teknikleriyle birleştirerek deneyler yapıyoruz. Tüm bunları birlikte değerlendirerek doğada çeşitli strüktürlerin var olduğunu söyleyebilirim. Bir ağacın gövdesinden tutun yaprağın üzerindeki damarlara kadar çok farklı şekillerde strüktürler var. Mineraller de bunların farklı bir versiyonu. Bu mineraller karşımıza doğal bir taş olarak çıkabiliyor. Biz bu taşları kullanarak duvarlar yapıyoruz. Bunların gelişim süreci benim için çok ilham verici. Mimarlık sentetikmiş gibi algılanıyor. Oysa ki yapılan kazılar, hafriyatlar, taşımalar uzun bir sürecin bileşenleri. Tüm bunların sonucu olarak ortaya çıkan şey sentetik bir ürün. Bu ürünün arkasındaki emek ve bileşenler görünmediği için de, insan hep yeniyi istiyor. Bunlara zıt olarak niteleyebileceğimiz bazı ürünlerin de doğada doğal bir biçimde varoluş süreci var. Doğadaki tüm elementler bir araya gelerek bir harmoni, bunların tamamı ise bir ekoloji yaratıyor. Ben bunları 'strucuıral ecology (strüktürel ekoloji)' olarak tanımlıyorum. 


"Okullar Okulu" teması altında gerçekleştirilecek 4. İstanbul Tasarım Bienali'ne paralel olarak Versus Art Project'te "Space Graph" isimli kişisel bir sergi açıyorsunuz. Bu sergi fikri nasıl şekillendi?


Bienalin alt temalarından biri olan "School ofTime-Zaman Okulu" üzerinde çalışıyoruz. 'Toplumdaki yaygın kanı 'somut olan her şey statiktir ve bitmiştir'. Oysa bir ürün veya servis ortaya çıkana kadar belli süreçlerden geçer. İşin özgünlüğü, bu süreçlerde gizlidir. Benim eleştirdiğim şey ise bu sürecin konuşulmaması. Zaman, içinde yaşıyor olmamıza rağmen anlamlandırabilmek için üzerinde bilimsel araştırmalar yaptığımız bir kavram. Buna rağmen ne felsefi ne de bilimsel olarak tam bir cevaba ulaşabiliyoruz. Bu sergide de üretimin tüm süreçlerini tartışacak bir ortam yaratmayı ve böylelikle üretim sürecindeki tüm dinamizmi ve hareketi ortaya çıkarmayı planlıyoruz. Zaman, üzerine çok fazla araştırma yapılan ama kesin bir kanının ortaya anlamadığı bir kavram. Algımız ve hafızamız ise kanı oluşturmamız yolunda sadece birer etken. Doğadaki şeylerin büyümesi, gelişmesi ve çürümesi; bizim doğup, büyüyüp, ölmemize birebir benziyor. Bu sergiyi strüktürler in oluştuğu bir deney alanı olarak görüyoruz. Sergide göreceğimiz şey dijital üretim teknikleriyle, endüstriyel robotlarla, 3D baskı tekniğiyle, çeşitli denklemlerden ve algoritmalardan türetilen geometrilerin yanı sıra kendi kendine büyüyen sistemler ve tüm bunların birbirine eklenerek zaman içinde büyümesi ve daha dayanıklı hale gelmesi olacak. 


Digilogue ve "Surface to Space" sergisinde yer alan "Reset- Foil" çalışmanızdan bahsetmek istiyorum. "Reset- Foil", dünyanın doğal felaketlerden kaynaklanan olası bir sonunda, minimum bilgi ile nasıl yeni bir başlangıç yapabileceğimize dair bir gelecek senaryosu niteliği taşıyordu. Bu sergideki fikir, "Space Graph" için çalışmalarınızı tetikledi mi? 


William Gibson'ın bir sözü var: "Gelecek çoktan geldi ama eşit dağıtılmadı." Bilim ve teknolojideki gelişmelerin hızına neredeyse yetişemiyoruz. Fakat anlamaya ve üzerinde değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra çok sıradan gibi görünen şeylere uzaktan bakıyor ve yeni anlamlar üretmeye çalışıyoruz. Yukarıda bahsettiğim yeniliklerden biri de inşaat kültürü. 'Mimar' kelime olarak Arapçada 'imar' kökünden geliyor. İngilizcede de 'üst üste koymak, büyütmek, taş işçiliği' anlamlarına gelen bükükten türüyor. Fizikçiler ise buna 'master İmikler' diyor. Yer çekimi evreni oluşturan her şeyin yaratıcısıdır ve ağırlığı işaret eder. Mimar ise 'master İmikler olarak yer çekimiyle savaşır. I lep üst üste koyar. İnşaat kültürüne genel bir bakış açısıyla bakıldığında olağanüstü yıkıcı bir kültür ve insanın geliştirdiği teknolojilere karşıt bir yapım tekniği var. inşaat kültürü ölçeğiyle, verimsizliğiyle ve hatalarıyla yeni teknolojiye uyum sağlayamıyor. Çünkü burada araba, bardak veya cep telefonu gibi görece daha basit tasarımlar söz konusu değil. İnşaat kültürü çok daha problemli bir yapıya sahip olmasına rağmen, esnek ürünler üretmeyi zorunlu kılıyor. Bu yapıdaki ürünler içinde bulunduğumuz kent ve doğa gibi açık alanları tüketiyor. "Reset- Foil" da vurguladığım gibi bu yapıların alternatifi olabileceğini düşünüyorum. Bir kamp çadırını mimari bir yapı olarak değerlendirebilir miyiz? Bunların kültürü oluşsaydı eğer daha farklı ve daha hafif bir dünyada yaşıyor olabilir miydik? Ben genellikle çalışmalarımda bu sorular üzerinde duruyorum ve bunu zaman ile ilişkilendiriyorum. Mimarlık zamansız bir şey olma niyetiyle yola çıkar. Klasik anlamda mimarlığın zamansız ve monumental hissiyatı ve ağırlığı gibi ifadeleri vardır. Bu modernizmde de böyle olmuştur. Birçok farklı akımda da mimarlık kendi ağırlığını ve etkileyiciliğini farklı şekillerde tekrar tekrar icat etmiştir. Ama daha hafif ve daha narin sistemler üzerinde çok fazla düşünülmemiştir. "Reset- Foil" bizi bunu düşünmeye itiyor. 
 

Sergide neler göreceğiz? 

 
Bahsettiğim "Space Graph" hafif sistemlerle mekansal gereklilikleri yerine getirmenin yollarını arıyor. Dünyada bu yöne doğru bir evrilme var. "Space Graph" aynı zamanda bir kapama biçimini de ifade ediyor olabilir, yani bir kabuk ve lif dokusu da strüktür olabilir. Binayı oluşturan kolonlar ve kirişler gibi temel yapılar birbirine çok benzerken, nasıl alternatif bir mekanın inşa edilebileceğini bu sergi aracılığıyla sorgulayacağız. Ayrıca 'artificial intelligence (yapay zeka)' ve 'machine learning (makina aracılığıyla öğrenme)' sergide ele aldığım temel kavramlar arasında yer alıyor. Çeşitli algoritmalardan hareketle makinaları kullanarak bir ürün için binlerce farklı varyasyon üretmek mümkün. 
Yapay zekanın yaptığı temel şey bilgiyi alıp sübjektif bir biçimde deneyler yaparak onları sonuçlara ulaştırmaya çalışmak. Bilimsel ve teknolojik anlamda yenilikler yaşanmaya başlamadan önce algoritmalar tekdüzeydi ve verilen (lataya göre sonuç üretiyordu. Ama bu yeni tür algoritmalar daha deneysel, rastlantısal ve duyusal türde varyasyonlar üretebiliyor. Mimaride de aslında böyle şeyler mümkün. Bazı bilgiler ve yapılan araştırmalar ön plana çıkarılarak, bütüncül bir yapıya dönüştürülebilir. Bu bir tür yapay zeka düşüncesinin strüktüre uygulanmış hali. Biz de sergide bunu görüyor olacağız. Sergide izleyiciye bir problem vereceğiz ve bu problemin sonucu için milyonlarca farklı türde regülasyonlar tanımlayacağız. Bu algoritmalar arasından bazı şeyler ön plana çıkacak ve orada bir tür doğal seleksiyon oluşturmaya çalışacağız. Yukarıda bahsetmiş olduğum disiplinler arası süreci yaşatmaya yönelik bir sergi olacak. Görsel içeriği Efe Mert Kaya, Maurizio Braggiotti, robot programlaması için Şevki Topçu ve grafik tasarım için Ali Gürevin ve ses tasarımcıları ile birlikte çalışacağız. 

 

Sergiyi tasarlama süreciniz nasıl gelişti? 


"Reset- Foil''deki gibi bu sergide de alternatif yaşamları sorguluyorum. Bu bağlamda üzerinde düşündüğüm bir diğer başlık 'multiverse'. Yani birden fazla evrende bir arada mı yoksa tek bir evrende mi yaşıyoruz? Şimdi bu konu çok uzak ve ütopik gibi gelebilir, ama eğer bu yönde bir düşünce varsa, bunun olabilme ihtimali var demektir. Albert Einstein "Bir şeyi hayal etliysen, zaten vardır" der. Hayal etmek de paralel bir evren oluşturmanın basit bir versiyonu. Bu multiverse kavramı, 'machine learning'i doğuruyor. Paralel bir gerçeklikte yaşayıp, paralel ihtimaller yaratarak ve bunlar arasından bir seçim yaparak belirli bir noktaya geliyorsun. Bu zekanın göstergesi ve kendine özgü karar verebilmenin bir yolu. David Lynch'in lineer olmayan kurguları, izleyicinin ve seyircinin dahil olduğu ve keşfedebildiği mekanları her zaman ilgimi çekmiştir. Hikayenin düzenini okumak, anlamak ve anlatmak kolay olmayabiliyor bazen ama asıl önemli olan kurgulanan mekan içinde kendi varyasyonlarını üretebilecek çeşitliliklere sahip olmak. Soyut, yalın ve her türlü düşünceye açık olmayabilir ama çeşitlilik olmalı ve farklı ilişkiler kurmaya olanak sağlamalı. Buna rağmen mekanın yapısını dağınık veya karmaşık olarak nitelendirenleyiz.  David Lynch'in karakterleri vardır. İzleyici onları kısa süre sonra tanır, bazen söyledikleri anlam ifade etmeyebilir. İzleyiciyse onu anlamaya çalışır. Mimarlık da tıpkı bu karakterler gibi izleyiciyle ilişki kurabilmelidir. Farklı alternatifler her zaman zihinde denenir ama bunların tümünü göremeyiz. Biz sergide üretim sürecindeki varyasyonların paralel evrendeki versiyonlarını görüyor ve onların konstrüksiyonlara dönüşme halini ifade ediyor olacağız. 


Bu anlattıklarınız beni 'deneyim' kavramını düşünmeye itiyor. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? 


Evren için bir deneyim merkezi diyebiliriz. İçinde bulunduğumuz deneyim merkezinde her şeyi algımız belirliyor. Bazen gözümüzle gördüğümüzü zihnimizle bütünleştiremiyor, aralarında ilişki kuramıyoruz. Bunlara da deneyim adını verdik. Artık her şey deneyim oldu. Bunun bu kadar yoğun kullanmamız yaşadığımız dönem yüzünden diye düşünüyorum. Neredeyse 24 saat çalışıyoruz. 'Telefonun elimizde olduğu veya bize yakın bir yerde durduğu her durumda biz. de onunla beraber çalışıyoruz. Gece yatağımıza giriyor, araba kullanırken de kulaklık aracılığıyla telefonla konuşabiliyoruz. Konsantrasyonumuz çok düşük. Profesyonel anlamda çalışırken araştırma ve üretim yaptığımız dijital platformlar var. Üretim yaparken zamanı da tüketiyoruz. Deneyim ise tüm bu durumları bütüncül bir şekilde yaşarken ortaya çıkan şey. Konsantre olduğumuz, ve yaşamı hatırladığımız, zaman kesitleri. 


"Space Graph" ve öncesinde yapmış olduğunuz projelerden yola çıkarak 'teknoloji', 'mimarlık' ve 'gelecek' kavramlarını bir arada nasıl değerlendirebilirsiniz? 

Teknoloji ve mimarlık çok fazla bir arada değerlendirilemiyor. Burada birinci sebep ölçek. Zamanla mimarlığa özel olarak teknolojilerin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Mimarlığın malzeme olarak müsrif bir yapısı var. I ler şey dönüp dolaşıp ekonomiye bağlanıyor. Yukarıda bahsetmiş olduğum strüktürür malzeme ile ilişkisi bu tür teknolojilerin gelişmeye başlamasıyla beraber daha hafifleşecek. Yaşama biçimlerimiz ve dünyaya bakışımız da öyle. Örneğin bitcoin çok konuşuluyor. Bu dünyadaki ekonomik değerin çok önemli bir bölümüne karşılık geliyor. Bitcoin'de devlet kurumlanılın önerdiği ekonomik sisteme değil de bağımsız ekonomik sistemlere güveniliyor. Zaman içerisinde bu sınırların erimeye başlayacağını düşünüyorum. Fonksiyonel anlamda ev, mutfak ve restoran gibi mekanların sınırları belirsiz hale gelecek. Belki mutfak olmayabilir, belki paylaşımlı olabilir. Kolektif bir yaşam tarzına sahip olabiliriz. Belli deneyimlere bağlı bir yaşam sürdürüyor olabiliriz. Yani dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı sürelerle yaşayabilir hale geleceğiz. 
"William Gibson'ın bir sözü var: 'Gelecek çoktan geldi ama eşit dağıtılmadı.' Bilim ve teknolojideki gelişmelerin hızına neredeyse yetişemiyoruz. Fakat anlamaya ve üzerinde değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra çok sıradan gibi görünen şeylere uzaktan bakıyor ve yeni anlamlar üretmeye çalışıyoruz."

  

 

 

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com