EMİRHAN EREN | RAW

 

 

Totaliterliğin ham hali

 

Emirhan Eren'in modern tarihi nesne haline getiren otoriter anıt ve resmî bellek yapıları üzerinden tartıştığı çok disiplinli sergisi 'Ham', Versus Sanat Projesi'nde ziyarete açık. Eren, ilk kişisel sergisinde izleyiciyi mimarlık, sanat ve siyaset üzerinden eleştirel bir dünya turuna çıkarırken, soyut imgeleriyle de ideolojinin ele avuca gelmez portresini sorgulatmaya gayret ediyor.

 

1988 doğumlu Emirhan Eren’in ilk kişisel sergisi ‘Ham‘ / ‘Raw‘ İstanbul Beyoğlu Gazeteci Erol Dernek Sokak üzerindeki Hanif Han’da bulunan Versus Sanat Projesi’nde ziyarete açıldı.


Sergi – kendisi hiç de bile dokunaklı olmayan – totalitarizme gözlerimizle dokunmak ve onun kültür – sanatı araçsallaştırma talebini küresel çapta mukayese edebilmek adına, acil bir davetiyeden farksız.

Eren’in, etkinlik ismiyle tezat biçimde ‘ham’ denemeyecek olgunluktaki sergisi, dünyada ‘ham’ demeden hamasete anıt dikme niyetlerinin, ABD, Balkanlar, İngiltere gibi coğrafyalarda bilhassa ‘brütalist’ estetik üzerinden toprağa ve insanlığa nasıl izler bıraktığını belgelemesiyle dikkati çekiyor.

 

‘Modernin inşası’na tarafsız gözle yaklaşarak, neyin neye yol açabileceğini (Bkz: Karl Marx: ‘Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşelidir’,) tekrar düşünmemize fırsat tanıyan bir etkinlik, ‘Ham’ sergisi. Eren, yapıtlarıyla kamusal alanda ideolojik sanat ve bunun üretebileceği müphem neticeleri, yine sanatın ‘tercüme’ kapasitesini kullanarak, ibretle büyüteç altına alıyor.

 

Söz gelimi, sergide 1960/1980 Balkan Ülkeleri başlığı altında, Tito dönemi modern Yugoslav anıtları ya da 1962 tarihli, ABD Colorado eyaleti Hava Kuvvetleri birimine bağlı, ‘Ulusal Tarihi Önem Taşıyan Yapı’ (1996) tasdikli ve ABD Mimarlar Enstitüsü 1996 ödüllü, anıtsal Cadet Şapeli, 1968 Almanya çıkışlı, Pritzker Ödüllü mimar Gottfried Bohm imzalı ‘Hac Kilisesi’ gibi örnekler, galeride izlediğimiz soyut imgeler için referans alınmış.

 

11 Mayıs ve 26 Haziran 2016 arasında, Derya Yücel’in direktörü olduğu Kasa Galeri’de Elçin Ekinci ile Anı/Anlatı isimli bir sergi de açan Eren, Versus Sanat Projesi duvarlarında bu yapıların görsel dokularına kattığı kişisel yalıtım ve yorumlarla, bir zihniyet, bir arayışın bellek ve niyet kazısını, bize haklı ve bereketli bir kuşkuyla emanet ediyor.

 

Bu süreçte izlenen belgesel videoda da, zaten, 1942-1944 Batı Avrupa Kıyıları Atlantik Duvarı bünyesindeki 15 bin civarı ‘bunker’/’sığınak’, ya da 1916 ve 1930 arasında tasarlanmış, İngiltere çıkışlı ‘Ses Aynaları’nın beton iskeletleri, birer bellek kadavrası hissiyatıyla, bir adlî tıp soğukkanlılığında gündeme getiriliyor. Keza Sovyetler Birliği’nin epik-baskın hafızasına da değinen video çalışmada kendini belli eden 1982 tarihli, ‘Krematoryum’ yapısı ise, İkinci Dünya Savaşı kurbanlarına gönderme yapan simetrik yaklaşımı ile modernist örnekler arasındaki yerini alıyor.

 

Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü çıkışlı Eren’in haziran ayına değin görülebilen sergisi ‘Ham’, suluboya, heykel ve video gibi araçlar üzerinden inşa olunmuş.
Galeri duvarlarına sinen yarı militer, yarı doğal yeşil fon üzerinde deneyimlenen bu çoğul disiplinci etkinlik, anı, anıt ve anlatı mefhumlarına hem vâkıf hem de bunların mağduru bir coğrafya, yani ‘Küçük Asya’, yani ‘Anadolu’, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin konuyla ilgili referanslarını yoklaması bakımından da önem taşıyor.

 

Yüksek lisans eğitimine Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde devam eden Eren’in sergisi, resmî estetik ve kültür politikasının bilinçaltını tahlil edebileceğimiz, hayli değerli bir deneyime de dönüşüyor. Sergi, çoğu âtıl vaziyete düşmüş ‘tarih gazisi’ yapıtlarla, vaktiyle kullanılmış savaş aygıtlarının giderek yaşayan anı(t) haline geldiği örnekler ve kimi çağdaş, dinsel yapı(t) deneylerini hemzeminde kesiştiriyor. Sergideki imgeler, soyutluklarıyla olduğu kadar aklıma Marvel’in meşhur devasa robot serisi ‘Transformers’ın (Dönüşkenler) özellikle ‘kötü niyetli’ olanlara dair siluetlerini de getiriyor.

 

Merve Deniz , sergiyle ilgili kaleme aldığı metinde, çalışmaları şöyle yorumluyor:

 

“Anlamın, formların tarihsel evrimi üzerinden yeniden inşa edildiği bu sergide eserler, medyumların olanağı doğrultusunda konturlar aracılığıyla yer yer keskinleşirken, kimi zaman ise tıpkı ideolojinin bu yapılardaki görünürlüğü gibi, silikleşip belirsizleşiyor. Eren, mimari ortodoksinin dışında kalmış bir akımın ötesinde referans aldığı yapıları, bir Modernizm biçiminin temsil ettiği estetik miras olarak ele alıyor, ve böylece sınırları ve katmanları eriyerek soyutlaşan organik dokular üretiyor.”

 

Versus Sanat Projesi’ndeki bu sergiyi gezdikten sonra, ister istemez, 15 Temmuz 2015 vakası üzerine Türkiye’de kimi T.C. Cumhurbaşkanlığı, kimi ise belediyelerin himaye ve katkıları ile üretilen (k)anı(t) yapıları, bunlara duyulan gereksinim ve müze girişimleri akla geliyor.

 

Söz gelimi Şanlıurfa’nın Harran İlçe Belediyesi, 15 Temmuz’un ardından yaşananları unutturmamak adına, iki sene evvel şehrin girişine bir anıt dikme girişiminde bulunmuştu.

 

Yine, Denizli’nin Merkezefendi Belediyesi de, 15 Temmuz’da oluşan aynı manzaralar üzerinden, ’15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’ vesilesiyle, bir başka anıt yapma gayretine girmişti.

Bunun gibi, İstanbul Ortaköy sırtlarına da Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet imgeleriyle yüklü bir Türkiye haritası eşliğinde yükselen kırmızı eller ile, başka bir anıtın dikilmesi söz konusu olmuştu.

Mermilere dur diyen, ‘Rabia’ simgesini üstlenmiş bir sağ eli betimleyen diğer bir anıt projesi ise, yine aynı yıl Bilecik Belediyesi tarafından gündeme getirilmişti.

 

Tabii, bu çabalar arasında en göze çarpanı da, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün Asya yakasındaki anıtsal ‘Şehitler Makamı’ ve ‘Şehitler Müzesi’ olarak kayıtlara geçmişti. Yine bu düzlemde, idam edilen eski Başbakan Adnan Menderes ile, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan için yaptırılan Anıt Mezar’ı da anmadan geçmemeli sanırız.

Asıl konumuza geri dönersek, en azından bu konuda daha farklı bir örnek vermek gerekirse, Emirhan Eren imzalı ‘Ham’ sergisinden çıkar çıkmaz, gözümüz, Galatasaray Meydanı’nda polis bariyerleri ve akrep zırhlıları refakatiyle, minimalist çağdaş heykeltıraş Şadi Çalık’ın Cumhuriyet’in 50’nci Yıl Heykeli’ne de takılıyor.

 

Dile kolay, 2005’te İlhan Koman retrospektifi Yapı Kredi Kültür Merkezi – Eski Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde – açıldığı esnada, Koman’ın ‘Türkiye’nin en güzel heykeli’ olarak nitelenmiş klasiği ‘Akdeniz’le Galatasaray Meydanı’na komşu olabilmiş bir çağdaş – klasik bir heykel bu.

 

İşte, Sanat Defteri isimli e-yayında, bununla ilişkili bir metin kaleme alan Yaşar Alkan’dan alıntılayacak olursam, Necati Cumalı’nın ‘Etiler Mektupları’ isimli, 1982 tarihli çalışmasında, ’50’nci Yıl Anıtı’na gönderme ile şu satırlara yer veriliyor:

 

“Türkiye Cumhuriyeti devrimlerini ve ilerlemeye olan inancı simgeleyen heykel adeta yerin altından geçen bir gücün etkisiyle, diyagonal bir biçimde gökyüzüne sıçramaktadır. Cumalı, kitabının Çalık’ın ölümü üzerine kaleme aldığı denemesinde, bu heykelin adeta çıkış ‘motto’sunu verir bize:’Kalabalık figürler ile eşya bir romanın sayfalarındaki gibi, uyum içinde akarlar. Her figürü canlıdır. Yüzeyler en aza indirilmiş, duyarlı bir elin geçtiği yalınlık kazanmışlardır. Bir konuşmamızda, ‘En güzel heykel kibrit kutusudur, kibrit kutusunu ilk yontan insanın yaratıcılığına erişmek isterdim,’ demişti.’ Gerçekten de kibrit kutusunda tutuşmayı bekleyen çöplerin birbirinin önüne atılışlarına benzer 50’nci yıl heykeli. Soyutlama gücünü de bu metafordan alır.”

 

Burada son bir parantez açmama daha izin verin: Emirhan Eren’in sergisinin derdi üzerinden bana çağrıştırdığı çok önemli bir başka etkinlik de, 20 Aralık 2006 – 19 Mart 2007 tarihleri arasında, İstanbul Karaköy Bankalar Caddesi’nde, dönemin Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi’nde (Bugünkü SALT Karaköy) açılan ‘Ulusu Tasarlamak: 1920 ve 1930’larda Avrupa Devletleri’ sergisi oldu. Küratör Sandrine Bertraux’nun büyük emeği geçen ve Edhem Eldem danışmanlığında düzenlenmiş bu ‘tarihi’ etkinliğin Bülent Erkmen tasarımındaki kitabına da, SALT arşivi üzerinden erişmek mümkün. Keza, bu konuda meraklılarına referans verebileceğim bir diğer önemli kitap ise, Metis Yayınları etiketli, Uğur Tanyeli’nin ‘Yıkarak Yapmak: Anarşist bir mimarlık kuramı için altlık’ isimli çalışması.

Emirhan Eren’in sergisi , giderek karakteristik malzemeye dönüştürdüğü haliyle ‘betonarme’ bir gür his, lâkin vakur bir sessizlik ihtiva ediyor. Etkinlik, günümüzde anıt dikmenin ne anlama geldiği veya gelebileceğini bizlere yeniden düşündürüyor. Kaldı ki bunun için gerekli hammadde, ham manâ ve manâsızlık da, dünya üzerinde ekseriyetle bulunuyor diyebiliriz.

 

Bilgi: https://www.versusartproject.com/?lang=tr
https://www.sanatdefteri.net/heykel/cumhuriyetin-50-yil-aniti/

Please reload

 

Versus Art Project | Contemporary Art Gallery | Gazeteci Erol Dernek Sokak No:11/3 Beyoglu Istanbul Turkey

m: info@versusartproject.com