Bir Sergi İncelemesi: “Kesinti ve Akış”


Sibel Horada’nın ‘’Kesinti ve Akış’’ başlıklı kişisel sergisi, 11 Aralık’a kadar Taksim’deki Versus Art Project’te görülebilecek.


Düşündükçe övülecek bir yeri daha gelir akla İstanbul’un. Bunun sonu yok… Fakat bana soracak olursanız en dikkat çekici yanı, kendine has ‘’ağırlama’’ yöntemleridir. Her semtinin kendi tarihi, sakinleri ve mimarisi ile yarattığı başka bir karşılama ve uğurlama ritüeli vardır. Bazen epik bir karşılaşma bazense acıklı bir vedadır bu. Gözlerinizi kaparsanız size dinletecekleri de vardır elbet. Ama asıl marifeti bakıştadır. Bakışınız her başkalaştığında bambaşka bir kent görürsünüz.


Sibel Horada için bu başkalaşım, kendi tabiri ile Taksim Meydanı’nın bir inşaat şiddeti boyunduruğu altında olduğu bir zamanda ‘’Bu meydanı yeniden sevebilir miyim?’’ diye sorması ile başlıyor. Nitekim devam etmekte olan ‘’Kesinti ve Akış’’ sergisinin doğumu, tam da bu ana isabet ediyor.


Sibel Horada, çoğunlukla mekandan ilham alan işler yapıyor. Taksim ise sahip olduğu içsel yoğunluk ile deneyim edilmesi zor bir alan. Bu süreçte dikkatini, bu semte de ismini veren maksem çekiyor. Hani İstiklal’in girişinde sağda duran ve çoğu zaman dönüp bakmaktan imtina ettiğimiz yapı…


Taksim Maksemi, yaklaşık 300 yıllık bir ünite ve bir zamanlar İstanbul’un kuzey suyunun şehrin farklı yerlerine dağıtılmasını, yani taksim edilmesini sağlıyordu. Artık çalışmıyor. Fakat Horada, bu yapının sessiz sedasız çalıştığını hayal etmiş ve yaşamla suyun ilişkisi üzerine eğilmek, onu bu meydana ‘’akışlar’’ üzerinden bakmaya itmiş. Takdir edersiniz ki kavram olarak ‘’akış’’, ‘’kesinti’’ fikrini beraberinde getiriyor. Örneğin Taksim Meydanı, Cumhuriyet Anıtı…


Bu anıt, bir meydan çeşmesi olarak tasarlanmış. Lakin suyu hiçbir zaman bağlanmamış. Sibel Horada ise bu anıtın yağmurla dolan kurnalarında ebru yapmayı hayal etmiş. Tüm bunlardan hareketle ve yaptığımız ufak sohbetin ışığında Sibel Horada’nın, şiddetle başa çıkmanın yolunu onu estetize etmekte bulmuş ve çevre duyarlılığı oldukça yüksek bir sanatçı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.


Kentsel dönüşüme ve beraberinde getirdiklerine dikkat çekmeyi amaçlayan Duran Suda Alan Açmak, serginin ana yerleştirmesi konumunda. Aynı salonda sanatçının gazetelerin üzerine yaptığı ebru çalışmalarından oluşan bir serisi mevcut. Desenlerin altındaki alışılagelmiş, fakat sergi bağlamında düşünüldüğünde ilgi çekici olan manşetleri okuyabilmek ayrıca heyecan verici. Bunların yanı sıra işlerdeki dinamizmi sanatçının su ile kurduğu mutlak ilişkiden alan sergide, benzer bir üretimin sonucu olan gazetelerle dolu metal bir stanttan oluşan Ebruli Anıt, Suyun Şekillendirdiği isimli bir enstalasyon ve bir video çalışması da yer alıyor.


M. Emir Dereci